Yol Önderleri: ASHAB!

Resûl-i Ekrem salallahü aleyhi vesellem, insanlığa yol gösteren bir nurdur. İnsanlık, Onu ne kadar iyi tanırsa yolunu o kadar doğru bulur. İnsanlık, Ona ne kadar tabi olursa dünya ve ahiret saadetini o ölçüde yakalar. Bir insanı tanımanın bir vesilesi aile efradıdır, diğer vesilesi dostlarıdır. Ne aile efradı, tek başına bir insanı tarif eder ne dostları. Ancak ikisinin buluşmasıyla bir insan kâmilen anlaşılmış olur. Resûl-i Ekrem salallahü aleyhi vesellem de insanlara kendi aralarından gönderilmiş bir peygamberdir.... The post Yol Önderleri: ASHAB! first appeared on İNZAR DERGİSİ.

Yol Önderleri: ASHAB!

Resûl-i Ekrem salallahü aleyhi vesellem, insanlığa yol gösteren bir nurdur. İnsanlık, Onu ne kadar iyi tanırsa yolunu o kadar doğru bulur. İnsanlık, Ona ne kadar tabi olursa dünya ve ahiret saadetini o ölçüde yakalar.

Bir insanı tanımanın bir vesilesi aile efradıdır, diğer vesilesi dostlarıdır. Ne aile efradı, tek başına bir insanı tarif eder ne dostları. Ancak ikisinin buluşmasıyla bir insan kâmilen anlaşılmış olur.

Resûl-i Ekrem salallahü aleyhi vesellem de insanlara kendi aralarından gönderilmiş bir peygamberdir. Onun da diğer insanlar gibi bir ailesi ve bir de dostları vardır.

Resûl-i Ekrem salallahü aleyhi vesellem’in ailesi Ehl-i Beyt’i aleyhümüs’selâm’dır; Onun dostları ise Ashab-ı Kirâm radiyallahü anhüm’dür.

Resûl-i Ekrem salallahü aleyhi vesellem’i kâmilen tanımak ancak Onun Ehl-i Beyti’nin yanında Ashab-ı Kirâm’ı tanımakla mümkündür. Onun Ehl-i Beyti, bize özel ahlakını ifade ederken Ashab-ı Kirâm’ı da sair tutum ve ilişkilerini bize tarif ederler. Biz, dünya ve ahiret saadeti için Resûl-i Ekrem salallahü aleyhi vesellem’i tanımaya muhtacız. Onu tanımak için ise Ehl-i Beyti’ne ve Ashab-ı Kirâm’a da muhtacız.

Öte yandan Ashab-ı Kirâm’ın bir kısmı, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman Efendilerimiz gibi ümmete imamlık; Ebû Ubeyde b. Cerrah, Halid b. Velid gibi komutanlık yapmışlardır. Kimisi de Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Ömer gibi fakihlik yapmışlardır.

Allah hepsinden razı olsun onlar aynı zamanda bu yanlarıyla da tanınmayı, bilinmeyi ve örnek almayı hak ediyorlar. Onların Resûl-i Ekrem’le yakınlıkları, kendilerinden sonraki Müslümanlar için onları tanımayı icap ettirdiği gibi bu vazifeleri de ayrıca onları tanımayı icap ettirir. Zira onlar, Müslüman örnekliği ve tecrübesinin ilk önderleridir. Bugün yolumuzu bulmak için Müslüman tecrübesi ve örnekliğine ihtiyacımız vardır.

Resûl-i Ekrem, Allah’ın koruması altında olan peygamberidir. Onun İslam’ı yaşayış hâli, bu yanıyla çok kıymetlidir ama aynı zamanda örnek alma noktasında irade sahibi insan açısından Onu müstesna görme ihtimalini de içermektedir. Bahane dememiz gereken bu ihtimali bertaraf edecek olan Ashab-ı Kirâm’ın İslam’ı yaşayış biçimidir. Onlar, söz konusu korumaya tabi olmadıkları hâlde İslam’ı yaşamışlardır. Onların İslam’ı bu hâl üzere yaşayış tarzları örnek alınma açısından büyük değer taşır.

Diğer yandan Resûl-i Ekrem, İlahî bir koruma altında olduğu gibi Ashab-ı Kirâm da Resûl-i Ekrem’in gözetimi altında idiler. Bu ilâhi koruma ile Nebevî gözetim, örnek bir cemaatin hasıl olmasına vesile olmuştur.

Onların örnekliğinin kabulü, Müslümanın hürriyetine bırakılmış bir konu değildir. Müslüman açısından bir zorunluluktur. Hangi asırda olursa olsun, Müslümanların onları geçerek Resûl-i Ekrem’e ulaşmaları mümkün değildir.

Onlar, Resûl-i Ekrem’in, hacipleri, günümüz ifadesiyle bir tür özel kalemidirler. Onlara uğramadan Resûl-i Ekrem’e varamayız.

Hem Resûl-i Ekrem, onlar üzerinden, onların yaşadıklarını vesile kılarak İslam’ı izah etmiştir. Onları izahın dışına atarak İslam’ın izahını Nebevî bir dil üzerinden kavramak imkânsızdır. Nebevî bir dil üzerinden olmadan İslam’ı kavramaya kalkışmak ise akıldan yana noksanlıktır.

Seyyid Kutub rahmetüllahi aleyh de İslam’ın zuhurundan yaklaşık 1400 yıl (1385 yıl) sonra, “Yoldaki İşaretler” adlı kitabında mükemmel bir akideye dayalı İslam’ı mükemmelce yaşamanın yolunu izah etmeye çalışır ve kitabının hemen başında “örnek nesil” olarak Ashab-ı Kirâm’dan söz eder. Dün olduğu gibi bugün için de İslam’ın özüne giden yolun Ashab-ı Kirâm’dan geçtiğini beyan eder.

“Bu dava İslam ve insanlık tarihi boyunca örnek olan bir nesli, sahabiler (Allah onlardan razı olsun) neslini ortaya çıkardı… Gerçi tarih boyunca bu nesli örnek edinen fertler görülegelmiştir. Fakat bu davanın ilk döneminde olduğu kadar çok sayıda örnek insanın bir araya geldiği hiç görülmemiştir.” diyen Seyyid, İslam’ı bugün kavramak için o örnek nesle uymanın zaruretini ifade eder.

Bugün bizim örnekliğe tabi olmamız noktasında, Ashab-ı Kirâm’ın Kur’an-ı Kerim’den beslenmeleri ve Resûl-i Ekrem’e itaatleri kadar birbirlerine itaatleri de önemlidir. Zira o itaat tarzını anlamak, Müslümanın Müslümanla ilişkisini ortaya koyar, bu ilişki bizi İslam cemaatine, İslam cemaati ise bizi İslam’ın yeryüzünde bütün yönleriyle yeniden ikamesine götürür.

ASHAB-I KİRÂM’IN BİRBİRLERİYLE İLİŞKİLERİ

Ashabın birbirleriyle ilişkisi ise genel olarak üç ilkeye dayanır: Riyaset(imamet/önderlik/emirlik), istişare ve itaat.

Ashab, Kur’an-ı Kerim ve Resûl-i Ekrem’in emir ve tavsiyeleri doğrultusunda riyaseti tanır; henüz Resûl-i Ekrem’in mübarek naaşları Ravza-i Mutahhara’ya konmamışken Hz. Ebû Bekir’i halife olarak seçer.

Hz. Ebû Bekir radiyallahü anh, Hz. Usame bin Zeyd radiyallahü anh’ın ordusunu Bizans’ın müttefiklerine karşı cihada gönderirken Hz. Usame’nin komutanlığına itirazlar vardır. Hz. Ebû Bekir, buna rağmen kararını tatbik eder ve Ashab da itirazlarına rağmen Hz. Usame’ye eksiksiz itaat eder.

Hz. Ebû Bekir, Halid b. Velid’i Müsenna b. Harise’ye yardım etmek üzere Irak bölgesinde Sasanîlere karşı savaşmaya gönderir. Seyfullah Halid, kısa sürede peş peşe zaferler kazanır. Dünyanın o günkü büyük güçlerine karşı ilk fetihleri gerçekleştirir. Yanında bulunan çoğunluğu Ensar’dan oluşan yaklaşık 2000 kişilik ordusuyla Hire, Enbar, Aynüttemr gibi şehirleri alır ama fetih yolu hâlâ açıktır.

Fetihler gerçekleştiren bir komutanın yönünü başka taraflara çevirmek kolay değildir. Lâkin Hz. Ebû Bekir’e göre, Şam’da Bizans’a karşı Hz. Halid’e ihtiyaç vardır. Hz. Ebû Bekir, Halid’e Irak’ta savaşmayı bırakarak en kısa zamanda Şam’a ulaşmasını emreder.

Hz. Halid’in Şam’a ulaşmasının en kısa yolu Süva Çölü’nü aşmaktır. Muzaffer bir orduyu fetihlerden çöle çevirmek! Hz. Halid, emri reddetmek için bahanelere başvuracak değildir. Emrinde bulunan 700-800 kişilik bir süvari birliği ile derhal yola çıkar, daha önce bulunduğu noktaya 70 mil uzaklıkta ve kuzeybatı istikametindeki Kelb kabilesinin suyu olan Kurâkır’a gider.

Oradan sonrasını aşması için bir kılavuza ihtiyacı vardır, ona Tay kabilesinden çölün rehberi Râfi‘ b. Âmire’yi işaret ederler.

Râfi, ona “Sen, atlar ve yüklerle oradan geçemezsin! Allah’a yemin ederim ki tek başına yola çıkan bir atlı, ölürüm diye oradan geçmeye cesaret edemez. Yalnızca kendini beğenen gururlu bir kimse bu yola düşer. Bu çöl, iyi koşan bir at için beş günlük bir yol olup insanı şaşırtır. Ayrıca orada su da bulunmaz.”

Hz. Halid’in, insanın tutumlarını engellerle belirleyen, iradeyi engeller karşısında aciz gören bu yaklaşıma karşı cevabı nettir:

“Yazıklar olsun sana ey Râfi! Beni oyalama! Allah’a yemin ederim ki bu çölü geçmek mecburiyetindeyim. Bu hususta, Halife’den kesin tâlimât geldi. Sen, ne lazımsa onu yap!”

Bu, İslam cemaatinin zaferleri açısından anahtar bir cevaptır. Onlar, “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin, sizden olan ûlü’lemre de.” (Nisa, 59) ayet-i kerimesini eksiksiz anlamış ve yaşamışlar, itaat açısından Allah ve Resûlünün rızasına uygun ûlü’l-emrin emrini Allah ve Resûlünün emrinden farklı görmemişlerdir. Resûl-i Ekrem’e karşı itaatte bahane aramadıkları gibi Onun halifesinin emrine itaat konusunda da bahane aramamışlardır.

Râfi, iradenin engelleri aşacağına delil olan Hz. Halid’in kararlı cevabı karşısında engellerin nasıl aşılacağını dile getirir. Hz. Halid, o doğrultuda 6 Ekim 2021 aldığı tedbirlerle Süva Çölü’nü aşar ve Bizans’ın müttefiklerinin henüz eğlencede olduğu bir Paskalya gününde onlara baskın düzenler.

Hz. Halid, Şam’da da Irak’ta olduğu gibi başta Bizans’ı Şam’dan çıkaran Yermûk olmak üzere zaferin ardından zafer elde eder. Ama Hz. Ebû Bekir, hastalanmış ve Müslümanları başsız bırakmamak için henüz gözlerini hayata yummadan Hz. Ömer’in halifeliği için süreci tamamlamıştır.

Hz. Ömer’in ilk icraatlarından biri Hz. Halid’i vazifeden almak olmuştur. Bunun pek çok sebebinden söz edilir. Asıl sebebi ise Hz. Ömer’in birlikte daha rahat çalışabileceği bir komuta zinciri oluşturmak istemesi olmalıdır.

O günün dünyasında bir başkomutan vazifeden alındığında sorun çıkarmasın diye ya boynu vurulur ya da zindana atılırdı. Hz. Ömer, bu cahiliye âdetine uyacak değildir. Onu görevden almakla yetinir.

Hz. Halid, sadece bir başkomutan değildir. O güne kadar Yemame, Irak, Yermûk komutanlık ettiği her savaşı kazanan müzaffer bir mareşaldir aynı zamanda. Ama riyasetin kararına itiraz etmez ve başkomutanı olduğu bir orduda bir tür özel hareket birliği komutanlığı gibi sıradan sayılabilecek bir görevle canla başla cihad etmeye devam eder. İnsanlık, öylesini görmüş değildi. Çünkü o sıradan bir insan değil, Resûl-i Ekrem’in pâk Ashabından biriydi.

Hz. Halid’in yerini Ebû Ubeyde b. Cerrah alır ve Şam civarındaki fetihleri neredeyse tamamlar; sıra Kudüs’e gelmiştir.

Kudüs, Hıristiyanlığın hem mukaddes şehridir hem Bizans İmparatoru Heraklius’un birkaç yıl önce Sasanîlere karşı elde ettiği fetihlerden biridir.

Kudüs’ün İslam için önemi, Bizans için taşıdığı bu önemle birlikte düşünüldüğünde orayı fethin bir komutan için önemi anlaşılır. Ama Ebû Ubeyde, önce cephedeki Müslüman komutası ve asakîri ile istişare gereksinimi duyar. Çıkan kararda meselenin Medine’ye Hz. Ömer’e götürülmesi öngörülür. Ebû Ubeyde, karara uyar ve meseleyi binlerce kilometre ötedeki Medine’ye iletir.

Resûl-i Ekrem’den sonra Onun devrinden farklı olarak İslam devletinin başkanı cihada çıkmaz. Medine’de bir tür sivil idare kurulmuş ve bütün askeri komuta o sivil idarenin emrine tabi tutulmuştur. Cihadın son kararını o sivil idare verir. Askeri idare o kararları Hz. Halid’in Süva Çölü’nü aşma misalinde olduğu gibi eksiksiz tatbik eder.

Hz. Ömer, Hz. Ebû Ubeyde’den gelen “Ne yapalım?” sorusunu Medine’de üst heyet ve sair Ashab’la istişare eder ve neticede Kudüs’ü fetih kararı alınır. Ebû Ubeyde ve heyeti de o karar doğrultusunda Kudüs’e yürür.

İslam, işte Ashabın böyle bir nizam içinde davranmasıyla Resûl-i Ekrem’den sonra korundu ve dünyaya yayıldı.

Seyyid Kutub’un da ifade ettiği üzere bugün de yol, o örnek nesle tabi olarak Hz. Resûl-i Ekrem’in sünnetine ve Onun sünnetinden Kur’an-ı Kerim’e tabi olmaktan geçer.

Yol belli, nizam bellidir; eksik olan, iradedir ve davranış azmidir. İrade ve davranış azmini harekete geçirmek ise bizim elimizdedir.

Allah, bütün Ashabdan ve onlara hakkıyla tabi olanlardan razı olsun…

The post Yol Önderleri: ASHAB! first appeared on İNZAR DERGİSİ.