Virüs Günlüğü- 4

11 Ocak 2020 Bugün Çin yönetimi aylardır sakladığı kurbanlarımızdan ilkini resmen açıkladı. Aslında bunun ilk kurbanımız olmadığını Çin’le beraber bütün ülkeler gayet iyi biliyor ancak artık güneşin balçıkla sıvanmayacağını fark etmiş olacaklar ki böyle bir açıklama yapma gereği gördüler. Belki de oyalamanın farklı bir merhalesine geçtiler. Deniz ürünleri pazarından alışveriş yapmış 61 yaşındaki bir adamın bize yüreğini açmasıyla dünyası değişti. Dünyası değişti ifademi öyle mecazlı falan düşünmeyin, basbayağı dünya değiştirdi adam.  Adam, uzun süre hastanede... The post Virüs Günlüğü- 4 first appeared on İNZAR DERGİSİ.

Virüs Günlüğü-  4

11 Ocak 2020

Bugün Çin yönetimi aylardır sakladığı kurbanlarımızdan ilkini resmen açıkladı. Aslında bunun ilk kurbanımız olmadığını Çin’le beraber bütün ülkeler gayet iyi biliyor ancak artık güneşin balçıkla sıvanmayacağını fark etmiş olacaklar ki böyle bir açıklama yapma gereği gördüler. Belki de oyalamanın farklı bir merhalesine geçtiler.

Deniz ürünleri pazarından alışveriş yapmış 61 yaşındaki bir adamın bize yüreğini açmasıyla dünyası değişti. Dünyası değişti ifademi öyle mecazlı falan düşünmeyin, basbayağı dünya değiştirdi adam.  Adam, uzun süre hastanede kalmadığı gibi hastalık sürecini de çok ağır geçirmedi. Doktorlar kısa bir rapor hazırlayıp ölüm nedenini kalp yetmezliği olarak duyurdular. Zaten fazla bir şey de bilmiyorlardı. Ne adımız belli onlar için ne de sanımız. Fatura bize kesilmedi anlayacağınız. Sanki bizim tek başımıza öldürmeye gücümüz yetmiyormuş gibi raporun sonuna kronik kalp yetmezliği hastalığının bulunduğunu da eklemeyi ihmal etmediler. Belki de bununla rahatladılar.

İnsanlar, gerçekten çaresizler ama çaresizliklerini de bir türlü kabullenemiyorlar. Türlü kılıflarla adımızı örtülü bir biçimde kullanmaya çalışıyorlar. Ne  var ki varlığımızı adım adım kabul etmeye başladıklarını görüyoruz. İlerlemeleri el yordamıyla. İğneyle kuyu kazmaya çalışıyorlar. Tünelin ucu karanlık. Kulaklarında Vuhan’dan çıkan çığlıklar…

Artık ibadet yerlerinde öyle toplu ibadet kalmadığı gibi, dışarda birlikte çay içme faslı da bitti. Müslümanlardaki “safları sık ve düzgün tutunuz” tarih oldu adeta. İmam neredeyse “saflar arasında bir kişilik mesafe bırakın” diyecek duruma geldi. Yurtlara yasak gelince medreselerdeki öğrenciler de evlerinin yolunu tuttular.

Bütün kitapların bir kitabın anlaşılması için  okunduğunu unuttular. Bir vücudun azaları gibi olması gereken iman ehli, bütün azaları işlevsiz bir bedene dönmüş.

61 yaşındaki kurbanımızın ölüm haberi milyonlarca kişinin seyahat ettiği Çin’in yeni yıl tatili dönemine denk gelince insanlar biletlerini iptal etmeye başladılar. Daha önce gelmiş olanlar da kaçmak için her yola başvuruyorlar. Bu gidişle Çin’in ekonomisinin altüst olacağı fısıltıları artık açıkça dillendirilmeye başlandı.

İnsanların kaçması onlara fazla bir fayda sağlamayacak. Aslında bizden kaçış diye başvurdukları yolun ertelenmiş bir buluşma olduğunu, zaman ve zeminin değişmesi ile buluşmamamızın erteleneceğini ancak iptal edilemeyeceğini idrak edemiyorlar. Onlar buradan kaçınca bizden kurtulacaklarını, gelmeyenler de bizimle karşılaşmayacaklarını sanıyorlar ancak her zaman tekrarladığımız bir söz vardı:

Neydi?

Biz sebep değil sonucuz ve sebepler oluşunca sonuç kaçınılmazdır. Görev ve misyonumuz bu, yarına bırakır ancak yanına bırakmayız insanoğlunun. Ne olursa olsun insanoğlu ektiğini biçecektir. Ne ektiğini de kendisinden daha iyi bilen yok sanırım. Ya gül ekenler, onlar neyin cezasını çekiyorlar diye meraklı bakışlarla bakanları görüyorum. Gül ekenin ayrık otundan rahatsız olmaması başlı başına bir sorun değil mi? Bir menfiye rıza, sonucuna katlanmayı gerektirir.

13 ve 15 Ocak

Bugün Tayland ve Japonya’da da imzamızla karşılaştı insanlar.  İki ülke de güne kötü haberle başladı. Kötü haber derken onların tabiri bu… Yoksa bizim açımızdan başka ülkede temsilcilik açma gibi büyük bir başarıya imza attık. Asya dışındaki insanlar, bizim etki alanımızın Asya ile sınırlı kalacağını sanıyorlar ancak nafile. Asya’nın bizimle imtihanı olduğunu dile getirenler bile oldu. Bilmiyorlar ki acının, gözyaşının rengi olmadığı gibi bizim de hedef kitlemizin rengi olamayacaktır. Ne etnik, ne mekân ayrımı yapıyoruz. Eşit davranıyoruz. Aslında bir anlamda eşit değil adil davranıyoruz. Bazı kötüleri cezalandırırken bazı iyileri de kötülerden kurtarmak için çabalıyoruz. İyi insanların buradan göçmesi onların yararınadır ancak insanoğlu bunun farkında değildir.

Varlığımıza anlam yüklemekte zorlanan insanların bazıları bir kez daha Uzakdoğu ülkelerinin mutfağına sarmaya başladı. Köpek, kedi, böcek, yarasa… Nedense her şeyi tek nedene bağlamakta ısrarcıdır insanlar. Hâlbuki hiçbir olayın tek bir nedeni yoktur. Gerçekte algılananın bir de hakikat boyutu var. Gerçek ve hakikat bazen kesişse de sürekli paralel yol almıyor. Her hakikat bir gerçektir ancak bütün gerçekler hakikat olmaya muktedir değildir. Siz de anlamadınız değil mi?

Neyse… Biz bilinçle hareket ediyoruz ancak insanlar sanki her şeyin tesadüfe dayandığını sanıyorlar.

Bu arada yarasa – laboratuvar tartışması da aldı başını gidiyor. Bazıları laboratuvarda birileri tarafından dünyayı dizayn etmek üzere bilinçli bir şekilde üretildiğimizi sanırken bazıları da dünyanın her canlıyı yiyen, hiçbir kutsalı olmayan, vicdan damarları tıkanmış Çinlilerle imtihanı olarak düşünmektedir. Doğrusu mu?  Doğrusunu komplo teorileriyle zeka kasan aklıeveller bulsun. Biz işimize bakarız.

Tayland, Çin, Japonya, Kore gibi ülkeler kısa vadede kapsam alanımızda olan ülkeler. Yerelden evrensele doğru bir açılım gerçekleştireceğiz. Söz konusu ülkelerin  ardından bir öncü kuvveti Afrika’ya, birini Avrupa’ya, birini de Amerika’ya göndermeyi planladı yönetim kurulumuz. Amerika ekibimiz gönüllü birliklerimizden seçilirken Afrika’ya kimse gitmek istemedi. Bu isteksizlik karşısında gidecek olan ekip ancak kura ile belirlendi. Afrika’ya gitmek istememe nedenimiz burnu yere düşse eğilip almaya tenezzül etmeyen kibir abidesi beyaz adamın tutumu gibi siyahileri küçümsemek değildi tabi ki. Daha önceki atalarımızdan Kolera ve Vebanın oraya fazla zayiat vermesinden kaynaklı denge politikasıydı. Amerika dünyada yaptıklarının hesabını henüz vermemiş, ektiğini biçmemiş, bu yüzden ona karşı derin bir öfkemiz var. Çin ise zaten insan denilen yaratığın en acımasız ve ruhsuz numunesi gibidir. Hindistan kast sisteminin bedelini henüz ödemedi. Sınıfsız bir toplum parolasıyla yola çıktık ve Hindistan’ın bizden epey çekeceği vardır. Ha bu arada petrol şeyhlerine de bir selamımızı esirgemeyeceğiz elbette.

17 Ocak 2020

Dünya Çin’i, konuşmayı bıraktı. Vuhan’ın ismi dillendirilmiyor artık diyecektim ki Vuhan’daki ikinci kurbanımızla kaleyi terk etmediğimizi tüm dünyaya duyurduk.  Vuhan artık bir korku masalının tekerlemesi gibi. Ancak henüz tekerlemeden öteye gidemedi masalımız ve gökten üç elma düşmedi şimdilik. Zaten düşecek elmayı da pay edecek insanlar yok yeryüzünde. O üç elma düşerse herhalde üçüncü dünya savaşını başlatacak hırsından kuduruk, açgözlü insanoğlunun başına düşer. Bunu pay edecek insanların hükmü geçmiyor yeryüzünde. Gökten düşen üç elmanın düştüğü ağacı sahiplenecek durumda herkes. Çünkü bir elma için birbirlerini boğazlayacak o kadar çok insan var ki… Gökten inene kulak tıkayan insanoğlu, gökten üç elmanın düşeceğini bekleyedursun biz çalışmalarımıza devam edeceğiz. Neyse biz bu elma meselesini burada kapatalım.

Dünyanın farklı yerlerinde izimiz görülmeye başlayınca insanlardaki merak yerini endişeye bıraktı. Arkadaşlarımız Vuhan’da olanları keyifle izlemiyorlar. Dünyanın farklı yerlerinde ekran karşısında çekirdek çıtlatıp izleyen insanların   da stres ve telaşı artık açıkça görülmeye başladı. Ekran karşısındaki gülüşler bile hormonlu meyveler gibi doğallıktan uzak. Yüzlerde tedirginlik hakim, belli bir yaşın üstündekiler Azrail’in nefesini enselerinde hissetmeye başladı. İlk başlarda bütün dünyaya yayılan merak duygusu yerini endişe ve korkuya bıraktı.

Çekirdek kâselerine uzanan elleri titreyişini, sehpa üzerinde düşüp kırılan kâselerin şıngırtısından anlayabiliyoruz. Yıllanmış insanların kaygılı bakışları ile genç neslin umursamaz tavrı tam bir tezatlık teşkil ediyor. İki kuşak arasındaki ara kuşağın çabası ise beyhude bir uğraş. Kuşaklar arası fay hatlarını bizler derinleştirdikçe, ruha inanmayanların ruhbilimcilerin kapısında uzun kuyruklar oluşturduklarına tanık olmaktayız. Ruha inanmayan ancak ruhbilimciden medet uman bu yığınları görünce “görmediğime inanmam” diyen nakıs beyinlinin cin korkusundan tek başına evde kalamadığı günü hatırladım ve yüzümde arkadaşlarımın anlam veremediği bir tebessüm belirdi.

Virüs bulunmuyor. www.avg.com

The post Virüs Günlüğü- 4 first appeared on İNZAR DERGİSİ.