Üç ayların manevi iklimine girerken

Üç ayların manevi iklimine girerken

Bismillahirrahmanirrahim!

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a(cc) olsun, salat ve selam O’nun Habib’i Muhammed Mustafa’nın(sav) üzerine olsun!

“Allâhümme bârik lenâ fî Recebe ve Şaban ve belliğnâ Ramazan" (Yâ Rabbi, bize Recep ve Şaban’ı mübarek eyle ve bizi Ramazan’a ulaştır.)

Aylar içinde mukaddes aylar, geceler içinde mübarek geceler, günler içinde de müminlere bayram olan kutsi günler vardır. Bu açıdan Rabbimize ne denli şükretsek azdır. Yüce Mevla’nın bizleri Hz. Muhammed’in (sav) ümmeti kılması esasen başlı başına bir şükür edası gerektirmektedir. Bu vesile ile ömür sermayemizi farkında olmadan tükettiğimiz bu günlerde mübarek Üç Aylar’ın ilki olan Recep ayı ile şereflenmeye hazırlanıyoruz. Bu kutsi iklimin ilk meyvesi de şüphesiz Recep ayının ilk perşembe gününü cumaya bağlayan gece olan Regaip Kandili’dir. Lügati karıştırıp kelime manasına baktığımızda regaip ifadesinin rağbet edilen ve arzulanan şey anlamına geldiğini göreceğiz.

İbn Ömer’in(ra) ve İmam Şafii’nin(ks) naklettiğine göre Recep ayının ilk gecesi, cuma geceleri, Şaban ayının on beşinci gecesi, Ramazan ve Kurban bayramlarının gecelerinde Rabbe açılan ellerden dökülen dualar muhakkak karşılık bulur. Ne denli kutsi bir iklime giriyor olduğumuzun öyle sanıyorum ki önemini izah etmeye bu dayanak yeterlidir.

Regaip Kandili’nden sonra Miraç Kandili bizi kucaklayacak ve adeta kulun Rabbine ilticasının hayat bulduğu bir atmosfere kavuşacağız. Hatırlatmakta bir beis görmeden miraç mevzusuna şöyle bir bakacak olursak… Rasullullah Mekke’de türlü mezalimlerle mücadele ederken bunu kendisine reva gören azılı müşrikler dahi kendisinin ne denli güvenilir, sadık ve sözüne itibar edilir biri olduğunu bilmelerine rağmen Taif ahalisini İslam’a davet etmeye gittiğinde taşlanarak ve mahzun bir şekilde Mekke’ye dönen peygamberimizin acısına acı katıyor, Onunla dalga geçmekten de geri kalmıyorlardı. Bu hal üzereyken Rabbimiz sevgili Habibi’ni teselli etmek babında Burak adında bir binekle önce Kudüs’e ardından da Cebrail’in(a.s) bile girmesine müsaade edilmeyen sidret-ül müntehaya yani kendi katına çıkarıyordu. İsra ve Miraç mucizelerinin zuhur ettiği bu ziyaretin neticesinde Rabbimiz bizleri de beş vakit namaz ile şereflendiriyor adata resulüne bahşettiği bu ayrıcalığı ümmetiyle de paylaşıyordu.

Dünya debdebesinin iyice azdığı ve gaflet uykusunun türlü eğlence bataklıklarında gittikçe dibe batan insanlık için bu Üç Aylar bir fırsat olmalıdır. Özellikle genç nesillerimizi ümmetin miracı olan namaz ile tanıştırmak bu konuda yapılması gereken ilk ve en önemli adımlardan biri olmalıdır. Kâbe ve ilk kıblemiz olan Kudüs’ün dava şuurunu çocuklarımıza tekrar aşılamalıyız. Ne acıdır ki ilk kıblemiz olan Kudüs’ün içler acısı esareti gözlerimizin önünde ümmetin bağrına saplanmış bir hançer gibi duruyorken, Siyonist İsrail’in işgali altında inim inim inlemesi dikkatlerimizi çekmiyor. Dahası manevi hayatımıza kast eden ve fuhuş bataklığına dönmüş olan sosyal medyaya ayırdığımız vakit kadar bu konu gündemimize girmiyor. Bu noktada bir şeyin altını kalın çizgilerle çizmek istiyorum. Ne Kudüs ne de Mescid-i Aksa sadece Filistinliler ’in değildir. Kanayan bu yara ümmetin sorunudur. Ve ümmet bilinci oluşmadan da Siyonistlerin hunharca baskıları son bulacak değildir. 

Peki ya günde beş vakit yönümüzü döndüğümüz kıblemiz Kâbe… Bugün hâlâ Kâbemiz, sapkın ve lanetli grupların üniversite özgürlüğü kisvesi ile aşağılık saldırılarına meze olabiliyorsa varın siz tasavvur edin içinde bulunduğumuz garabetin derecesini. Evlerimizde ailelerimizle, dostlarımızla, komşularımızla ve nihayet toplum olarak kitlesel hareketlerle gündemimize Kudüs’ü ve aşağılık saldırılara maruz kalan Kâbe’yi almamız gerekirken maalesef ki bir Youtube, Facebook, İnstagram gibi kültürel ve manevi işgalin farklı fraksiyonları olan  sosyal medya ile hemhal oluyoruz.

Zikir, tefekkür ve ibadet şuurunun mayalanması için bir fırsat olan Üç Ayları muhakkak ailemizden başlayarak toplumumuzun geneline yayılan bir kutsi atmosfere dönüştürmeliyiz. Recep ayını bu şekilde karşılarsak umulur ki Şaban ve Ramazan ayında bu şuuru zirvede bitiririz.

Selam Ve Dua İle…

                  ŞÜKRÜ YAVUZ