“SEN BİR ASKERSİN”

BİRİNCİ SÖZ-1 بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ وَبِهٖ نَسْتَعٖينُ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهٖ وَصَحْبِهٖ اَجْمَعٖينَ   “Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.” Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarını özetleyen Hadis-i Şerif’te Resulullah(sav); “Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı altıdır: Karşılaştığın zaman selâm ver, seni dâvet ederse git, senden nasihat isterse nasihat et, aksırınca Allah’a hamdederse yerhamukellah de, hastalandığında onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinin ardından git.” [1] Nasihat istemek nefs-i emmareye çok ağır... The post “SEN BİR ASKERSİN” first appeared on İNZAR DERGİSİ.

“SEN BİR ASKERSİN”

BİRİNCİ SÖZ-1

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

وَبِهٖ نَسْتَعٖينُ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهٖ وَصَحْبِهٖ اَجْمَعٖينَ

 

“Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.”

Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarını özetleyen Hadis-i Şerif’te Resulullah(sav); “Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı altıdır: Karşılaştığın zaman selâm ver, seni dâvet ederse git, senden nasihat isterse nasihat et, aksırınca Allah’a hamdederse yerhamukellah de, hastalandığında onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinin ardından git.” [1]

Nasihat istemek nefs-i emmareye çok ağır gelir. Nasihat istemek de dua istemek gibi, helallik istemek gibi, hatta dilenmeden bir yardım istemek gibi iman kardeşliğinin gereğidir. İnsanların birbirinden dünyevi roller, fırsatlar, mal, makam, aracılık, taktik ve teveccüh istediği bir dünyada, nasihat istemek ancak salih kimselerin, erdemlilerin işidir.

Her Müslümandan nasihat istenmesi güzel bir ahlaktır yalnız alim ve velilerden ilim, hikmet, hatırlatma ve sohbet anlamında nasihat istemek çok büyük bir kazançtır. Nasihat isteyen kimseye ise, ihmal etmeden, ertelemeden, hafife almadan ve durumuna bakmadan uzunca öğüt verirken, en güzel üslubu tercih etmek de alimin makamının yüceliğine delildir.

Yine burada bu eserin bir talebin karşılanması için yazıldığı ifade edilmiştir. Yani bu yazılan konu ansiklopedik/statik bir bilgi değildir. Dinamik/akan canlı bir marifettir, özdür, hakikattir. Bir ihtiyacın karşılanmasıdır, bu yönüyle bir hareketin formasyonudur, noksanı tamamlayan berekettir.

Üstad, eserlerinde kardeşliğe çok yer verir ve eserin başında da bunun önemine vurgu yaparak, “ey kardeş!” diye hitabı çok latif düşmüştür.

“Sen bir asker olduğun için askerlik temsilatıyla, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikati nefsimle beraber dinle. Çünkü ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum.”

Merhum İbrahim Hulusi Yahyagil, yüzbaşı rütbesinde iken Üstad’ı ilk defa 14 Nisan 1929 yılında ziyaret etmiş, bir askerdir ancak bu Birinci Söz’ün, 1926 tarihinde neşredildiği bilinmektedir. Haliyle burada muhatabın gerçek bir kişi değil de farazi biri olması daha isabetli durmaktadır. Barla Lahika’sında Merhum İbrahim Hulusi Yahyagil’e ‘’Hulusi Bey’e Hitabdır’’ başlığıyla yazdığı mektub da bunu desteklemektedir.[2]

Yani Üstad burada adeta şöyle demiştir: “Ey benden nasihat isteyen kardeş, ey Müslüman, hangi şartlarda ve nerede olursan ol, yaratılan diğer tüm varlıklar gibi sen de askersin. Rabbimiz ayet-i kerimede: “Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır.”[3] Buyurdu. İşte sen de o orduların bir ferdisin.

Sen, kayıtsız şartsız, mutlak surette Allah’a teslimiyetle ve itaatle yükümlü bir askersin.

Sen, nefs-i emareye karşı, şeytana ve dostlarına karşı, fitne ve fesada karşı, her türlü yozlaşmaya, sapmaya, bozulmaya karşı, cehalete, zarurete ve ihtilafa karşı, bela, imkansızlık, engel, zorluk ve musibetlere karşı savaşmakla vazifeli bir askersin.

Sen, her gün beş defa namaz nöbeti olan bir askersin. Yılda bir ay oruç savunması olan bir askersin. Malını zekatla muhafaza eden bir askersin.

Sen, Kuran ve sünnet kalesinde abdest ve dua silahını yanından hiç ayırmayan, sabrı kuşanmış bir askersin.

Sen, bütün hayatı planlanıp disiplin altına alınan, tüm hal ve hareketleri belli komutlar, talimatlar, eğitimler, tatbikatlar ve neticelerle takip edilen bir askersin.

Sen, doğumla askerliğe başladın, ölümle de tezkere alıp sivil hayata döneceksin yani bütün sıkıntı, meşakkat, sorumluluk, görev, emanet gibi zahmet veren ne varsa hepsini bırakıp rahmete gideceksin.

Sen bir asker olduğun için hedefsiz, düzensiz, sorumsuz, dikkatsiz olamazsın.

Sen bir asker olduğun için sana itimad edenlerin güvenini boşa çıkaramazsın. Kendi adına hareket edemezsin. Bireysel, bencil davranamazsın, senin olmayanı kendinden bilip övünemezsin.

Sen bir asker olduğun için asla izinsiz adım atamazsın, görev/nöbet yerini terk edemezsin. Haddini aşarak kendinden daha üst rütbelilere saygıda kusur edemezsin.

Sen bir asker olduğun için seni ilgilendirmeyen şeylerle uğraşamazsın, vazifen olmayan işlere karışamazsın.

Sen bir asker olduğun için ait olduğun manga, takım, bölük vs. ile bağını koparamazsın, onları aşağılayamazsın.

Sen bir asker olduğun için bulunduğun yerdeki uyumu, ahengi bozamazsın, geri kalamazsın, pasif olamazsın, tembel duramazsın.

Sen bir asker olduğun için sana emanet edilen hiçbir şeyi gelişigüzel, bakımsız kullanamazsın, şahsına alamazsın, suiistimal edemezsin.

Sen bir asker olduğun için asla erteleyemezsin, çok çok geçerli bir sebep yokken mazeret üretemezsin, zorluktan bahsedemezsin.

“Evet, insan bir askerdir.”[4] Doğru yere askerlik yapmayan insan, mutlaka yanlış yere askerlik yapacaktır. Çünkü bu konuda da boşluk yoktur. “İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (bâtıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar.”[5]

[1] (Müslim, Selâm 5)

[2] “Ben Sözleri yazarken ihtiyarsız olarak ekser temsilâtı, şuûnât-ı askeriye nev’inde zuhur ediyordu. Ben hayret ediyordum, neden böyle yazıyorum? Sebebini bulamıyorum. Sonra hatırıma geldi ki, belki istikbalde şu Sözler’i hakkıyla anlayacak, kabul edip hırz-ı cân edecek en mühim talebeleri askerîyeden yetişecek. Onun için böyle yazmaya mecbur oluyorum, düşünüp o kahraman askerleri bekliyordum. İşte mağrur olma, şükret; sen o sen o askerlerden bahtiyar birisisin ki, evvel yetiştin. Yirmi dört adet Sözleri meşâgil-i dünyeviye içinde yazmaklığın, benim bu hüsn-ü zannımı teyid etti.”

[3] Fetih 7

[4] Bediüzzaman Said Nursi- Mesnevi-i Nuriye, Zühre, Onuncu Risale

[5] Nisa 76

İhtiyarsız olarak: elimde olmadan.

Şuunat-ı askeriye: askerlikle ilgili haller

Hırz-ı can: canı gibi kormak.

Meşagil-i dünyeviye: dünyevi meşguliyetler.

Temsilat: kıyaslama tarzında benzetmeler

The post “SEN BİR ASKERSİN” first appeared on İNZAR DERGİSİ.