Ölüm Eğitimi

Bismillah… Bu ay ele aldığımız konuyu araştırmak ve yazmak her ne kadar bizim için zor olduysa da belki de eksiklik yaşadığımız konuların başında geldiği için ehemmiyetine binaen bu zorluğu göze aldık. Ve bismillah diyerek geçtik klavyenin başına. Malumunuz çocuk eğitimi ve gelişimi üzerine birçok bilgi yazıldı, çizildi ve söylendi. Hayatilik arz ettiği düşünülen her konu uzmanlar tarafından ele alındı. Lakin dikkatlerden kaçan ve belki de hayatın en önemli parçası olan ölüm gerçeği hakkında yapılan bilgilendirme... The post Ölüm Eğitimi first appeared on İNZAR DERGİSİ.

Ölüm Eğitimi

Bismillah…

Bu ay ele aldığımız konuyu araştırmak ve yazmak her ne kadar bizim için zor olduysa da belki de eksiklik yaşadığımız konuların başında geldiği için ehemmiyetine binaen bu zorluğu göze aldık. Ve bismillah diyerek geçtik klavyenin başına.

Malumunuz çocuk eğitimi ve gelişimi üzerine birçok bilgi yazıldı, çizildi ve söylendi. Hayatilik arz ettiği düşünülen her konu uzmanlar tarafından ele alındı. Lakin dikkatlerden kaçan ve belki de hayatın en önemli parçası olan ölüm gerçeği hakkında yapılan bilgilendirme nakıs kaldı. Bunun nedenleri elbette satırlarca sıralanabilir lakin belki de en bariz olanı; artık yetişkinlerin de ölümü hayatlarından çıkarmış olmaları olabilir.

Geçmiş yıllarda İslam şehirleşmesinde yapılar mezarlığın etrafına yapılırdı. Yani şehirlerin merkezinde büyük mezarlıklar olurdu. Bunun nedenlerinden biri, insanların günlük hayatın telaşesinde ahireti unutmalarına mani olmak, yaptığı her işten hesap vereceğini hatırlatmaktı. Ancak son yüz yıldır vefat eden yakınlarımızı gözden ırak, kimselerin adım bile atmayacağı uzaklıkta mekânlara defnediyoruz. Doğrusu insanlar, toprağa verdikleri en sevdiklerini bile senede bir ya da iki kez ziyaret edebiliyor. Yılların geçmesiyle unutulanlar da cabası… Hâsılı kelam ölüme böylesi uzak fakat bir o kadar da yakın olmamız, yaşanması halinde büyük tahribatlar bırakan ölüme hazırlıklı olmayı gerektiriyor.

Ölüm, çağımızda; gelen bir telefonla bir yakınını kaybettiğini öğrenmedeki donukluğun; hastane koridorlarında doktorların “kurtaramadık” sözcüklerindeki soğukluğun; çığlık gibi bir sesle sağa sola savrulan araçtan canlı çıkamamanın verdiği ürkütücü duruşuyla varlık gösteriyor karşımızda. Yetişkinlerin dahi anlamakta ve kabullenmekte zorlandığı bu hususta, çocuklara daha hassas davranmak gerekiyor. Şu halde buyurunuz çocuk eğitiminde ölüm konusunu inceleyelim.

Öncelikle şunu ifade etmek gerekiyor ki; çocuklarımız günün birinde ölüm gerçeğiyle muhakkak karşılaşacak. Ailesinde, çevresinde ya da evcil hayvanında bu gerçekle yüzleşecek. Yapılması gereken en verimli şey, çocuğa yaşına uygun bir dille fırsatları değerlendirerek bu gerçeği anlatmaktır. Zira herhangi bir bilgiye sahip olmadan bu durumu yaşamaları onlarda aşılması zor travmalara neden olabilir.

Çocuklara ölüm eğitimi verilirken çocuğa ‘neler anlatılmalı’ kısmından önce ‘neler anlatılmamalı’ konusu ele alınmalıdır. Zira toplumda süregelen bir takım yanlışlıklar doğru olarak algılanıp olumsuz neticeler vermektedir.

“Daha Çocuktur, Bir Şey Anlamaz!”

Göz ardı edilmemesi gerekir ki çocuk anne karnındayken bir takım duygulara sahiptir. Henüz süt içen bir bebeğin karşısında ağladığınızda ağladığına, güldüğünüzdeyse güldüğüne tanık olmuşsunuzdur. Nedeni ise çok açık! Bebeklerin, yetişkinlerin duygularına iştirak etmeleri… Hâl böyleyken yakınlarından birini kaybeden çocuk için “Daha çocuktur, anlamaz.” ifadesini kullanmak en basitinden çocuğun ruh dünyasıyla oynamak olur.

Bilmek gerek ki çocuklar da üzülür, özler, kaygıya kapılır. Ancak duygusal yaşanmışlıkların fiziksel yansımaları çocuklarda yetişkinlerden farklıdır. Günümüzde “annesi/babası olmadığı için şımartılmış” ifadelerinin öznesi olan çocuklar, aslında içinde bulundukları acıyı dışa bu şekilde yansıtıyordur.

“O, Derin Bir Uykuya Daldı.”

Bu ifadeye maruz kalan çocuk ilk etapta vefat eden yakınının bir gün uyanıp geleceği ümidine kapılır. Zamanla beklediği kişinin gelmediğini gören çocukta kaygı, endişe ve güvensizlik duyguları yaşanmaya başlar. Çevresinde diğer yakınlarının da uyuyup bir gün uyanmamaları ihtimalini düşünerek hayatilik arz eden uykudan bile korkmaya başlar ki bu, çocukta bilişsel zararlara yol açar.

“O, Bir Seyahate Çıktı.”

Bu teselli(!) üzerine çocuk, seyahate çıkan yakınını beklemeye koyulur. Aradan geçen zamana rağmen gelmeyen yakınına karşı içten içe öfkesi büyürken hayatta, sevdiklerine bile güvenmemesi gerektiğine inanır. Sevdiği herkesin onu bir gün terk edeceği endişesiyle yaşar. “Beni seviyorsa neden gelmiyor?” gibi cevapsız sorularla boğuşur…

“Allah Onu Sevdiği İçin Yanına Aldı.”

Sevdiği birini kaybetmiş ve bir daha göremeyecek olan bir çocuğun bu ifadeyi duyması, sevdiği kişiyi Allah’ın ondan kopardığı, iyi olmanın sevdiklerinden kopmak demek olduğu düşüncesini uyandırır. Bu noktada çocuğun manevi gelişiminde sıkıntılar yaşanacağı gibi alacağı değerler eğitiminde de büyük zedelenmeler görülecektir.

“Sen Büyüdün Ağlama! / Erkekler Ağlamaz!”

Kimi zaman yetişkinler bu tür ifadelerle acıları bastırmaya çalışır ve çocuğun yas tutmasına mani olurlar. Oysaki insan, mutluluğu iç âleminden dışa aktardığı gibi üzüntüyü de aktarma ihtiyacı hisseder. Bunun yansıması gayet tabii gözyaşı olabilir. Esasen bilimsel olarak üzüntü anında gözden neden yaş aktığı açıklanamıyor olsa da kişiyi rahatlattığı, en bilimsel verilerden daha kesindir. Bu nedenle çocuğa, kendisine zarar vermeyecek şekilde yas tutmasına izin verilmeli, ağlamanın da gülmek kadar insani olduğu aşılanmalıdır.

“Hasta Olduğu İçin Öldü.”

Çocukların hayal dünyasıyla yetişkinlerinki birbirinden farklıdır. Bir yetişkin bu ifadeyi kolaylıkla anlasa da çocuk için öyle değildir. Bu açıklama neticesinde çocuk, her hastalığın öldürücü derecede korkunç olduğuna inanabilir. Ninesini hasta olduğu için kaybettiğini bilen bir çocuk, ailesindeki diğer kişilerin hasta oldukları her an bu korkuyu üst perdede yaşayabilir. Son noktadaysa çocukta hastalık ve ölüm korkusu karışımı bir duygu yoğunluğu görülür.

Buraya kadar yakınının vefatı halinde çocuklara uygulanmaması gereken fiillerden bahsettik. Bir de hem bir yakının vefatı anında hem de vefat yaşanmadan neler yapılmalı bunları konuşalım.

Öncelikle şunu ifade edelim: Çevresinde ölüm yaşanmadan çocuğun konuyla ilgili (yaşına uygun olarak) bilgi sahibi olması gerekir. “Ölüm nedir, canlılar neden ölür, ölen kişiye ne olur, toprağın altında nefes alabilir mi?” türü sorular çocuklar tarafından sorulduğunda, geçiştirilmemelidir. Basit ve kısa cevaplarla, kafasında farklı sorulara yer açmayacak şekilde cevaplandırılmalıdır. Buradan itibaren yine maddeler halinde yapılması gerekenleri de sıralayalım:

Ölüm Hakkında…

Ölümün korkunç yüzünün çocukta yumuşaması için öncelikle ölümün, hayatın bir parçası olduğunu anlatmak gerek. Tıpkı doğmak gibi ölmenin de normal bir durum olduğunu, vücudun hayatilik arz eden fonksiyonlarını yitirdiğindeki hale ölüm dendiğini anlatmak gerek. Bunu yaparken de çocuğun duyguları, yaşı, algılama kapasitesi göz önünde bulundurulmalıdır.

Acılarını Önemsemek

Yukarıda bu konuda yapılmaması gerekeni ifade etmiştik. Yapılması gerekense; çocuğun acılarına saygı duymak, onu dinlemek, ağlamasına, acısıyla yüzleşmesine müsaade etmektir. Hatta çocukları taziye evlerine götürmek (bunu yaparken çocuğun rızası gözetilmelidir), onun ölüm hakkında edineceği tecrübeyi artıracaktır. 7 yaş ve üzeri çocukların yakınlarının cenazesine katılması ise üzüntüsünü ağlayarak boşaltmasına, hadiseyi kabullenmesine daha çok olanak sağlayacaktır. Toplumumuzda 3-7 gün arasında süren taziyeler, belki de cenaze sahiplerinin bu durumu kabullenmelerindeki en önemli unsurlardandır.

“Benim Yüzümden Öldü!” Düşüncesi

Çevresindeki birinin (anne, baba, kuş, kedi vb.) ölümünün ardından çocuk bir suçlu arayabilir ve bu genellikle kendisi olur. “Ben ona böyle yaptığım için öldü!” çıkışları her birey için olduğu kadar çocuk için de son derece tehlikelidir. Yetişkinlerin, durumun öyle olmadığını, yaptığı/düşündüğü şeyin bir insanın ölümüne neden olamayacağını ifade etmeleri gerekir.

Manevi Destek

Ölüm eğitiminde belki de en önemli nokta budur. Zira ölümün kendisi, bedensel olduğu kadar ruhsal da bir gerçektir. 7 yaş ve üzeri çocuklara, ölen kişinin farklı bir hayata geçtiği, tamamen yok olmadığı anlatılarak ahiret bilgisi verilmelidir. Düzenli kabir ziyaretleriyle bu eğitim pekiştirilebilir. 10 yaşına kadar cennet, sonrasındaysa kısmi olarak cehennemle ilgili bilgi verilmeli, ölen yakınları için dua ettiğinde kendisinin ve vefat eden yakınının huzura ereceği söylenmelidir.

Yetişkinlerin bile idrak etmekte zorlandığı bu hadise, umarız ki çocuklarımızdan uzak olur. Lakin günün birinde yaşanması ihtimaline karşı hazır olmak en akıllıca olan yoldur. Derin olan bu konu hakkında bu kadarıyla iktifa etmemiz gerekiyor. Yaşamda ve ölümde selam üzerinize olsun…

Mine Turhan

(Prof. Dr. Mustafa Köylü’nün Ölüm Olayının Çocuklar Üzerinde Etkisi makalesinden yararlanılmıştır.)

The post Ölüm Eğitimi first appeared on İNZAR DERGİSİ.