USD 5.3594999313354 EUR 6.0921998023987 GBP 6.7751002311707 Gram altın Cumhuriyet Altını Gümüş ONS 1242.6300048828 Yarım Altın

İmsak:04:58 Güneş:06:19
17 °C

6-8 EKİM OLAYLARI

  • SEYFETTİN AĞIRMAN
  • 2018-11-20 11:30:00
  • 330 Görüntülenme
  • 6-8 EKİM OLAYLARI

       Bu günkü yazımızın konusunu  6 Ekim 2014’de başlayıp üç  gün süren  ve tarihe 6-8 Ekim olayları olarak geçen hadiseye ayırdık. Yakıcı  ve bir o kadarı da yıkıcı olan bu olayları   gündeme getirmemizin amacı o acı olayları hatırlatmak değil, bir daha yaşamamak için ders çıkarmaktır.

     Adı geçen kişi, kurum ve kuruluşların rolu  her ne olursa olsun rolleri kadar taraftırlar ve hesabını da bu dünyada olmazsa bile ahirette Allah’a vereceklerdir, çünkü halkımıza büyük acılar yaşattılar. Olaylarda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Allah halkımıza böyle acı olayları bir daha yaşatmasın.  

    Takvimler 2014 Ramazan’ını gösteriyordu yani 6-8 Ekim olaylarından yaklaşık üç ay önce, terör devleti İsrail, Gazze’yi bombalamış, binlerce sivil katledilmişti. İsrail in hamisi ABD, İsrail in  kadın ve çocukları öldürdüğü bu saldırılarda haklı olduğunu savunmuştu. O günlerde Diyarbakır da faaliyet yürüten (bir çoğu HÜDAPAR a yakın) İslami sivil toplum kuruluşları da Şeyh Sait Meydanında İsrail ve ABD yi lanetleyen protestolarla kitlesel basın açıklamalarını günlerce sürdürmüşlerdi.

    Protesto gösterilerinin ardından hemen sonraki gün HDP li belediye İsrail i destekleyen ABD nin Adana başkonsolosu John Espinoza onuru(!)na  halkla alay  edercesine iftar yemeği vermek için Şeyh Said Meydanında çadır kurdu. Bu hareket halkı öfkelendirmiş olacak ki  halk iftar öncesi meydana giderek ABD ve HDP’li belediyenin  bu organizasyona mani olmuş ve yapmış oldukları basın açıklamasından sonra dağılmışlardı. HDP’lilerin ;iftar çadırının önünde protesto için toplanan  halkın  önünde  akşam ezanı okunmadan önce yemek yiyip sigara içmeleri, çadırın kapısındaki ABD bayrağını indirmelerini talep eden protestoculara hakaret etmeleri  halkı galeyana getirmiş ve  çadıra müdahale edilmişti. Organizasyonun gerçekleşmemesi üzerine bir açıklama yapan ABD'nin Adana Konsolosu John Espinoza-  ABD ile Türkiye arasında süregelen bu köklü ilişkileri, bir grup çapulcuların ve çocukça korkakların zedelemesine müsaade etmeyeceğiz. Biz dostluğumuza bağlı olduğumuzu, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ne gerekli yardım ve demokrasinin gelmesi için elimizden geleni yapacağımıza tamamen bağlıyız “açıklamasında geçen , Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ne gerekli yardım ve demokrasinin gelmesi için elimizden geleni yapacağımıza tamamen bağlıyız ifadesiyle birilerine anlaşmaya bağlı kalacağı mesajı verilmiş yine açıklamada geçen bir grup çapulcuların ve çocukça korkakların zedelemesine müsaade etmeyeceğiz.

    İfadeleriyle de tehdit ve hakaret ederek hedef göstermiş ve  bir gün sonra Diyarbakır da faaliyet yürüten  Yeni İhya –Der ve Hizmet-Der bombalanmıştı. iki gün sonra tekrar  Diyarbakır a gelip  HDP yetkilileriyle  görüşmesi ve hemen akabinde Kobane (Aynel Arab) ye saldıran IŞİD mevzileri nin vurulması  olayı gerçekleşti. 21 Eylül 2014 de DBP Diyarbakır İl Başkanı Zübeyde Zümrüt, Diyarbakır'da IŞİD'e destek veren 400 derneğin kurulduğunu iddia ederek, İslami kesimi hedef gösterdi. 23 Eylül de Murat Karayılan’bizim için çözüm süreci bitmiştir. Demesinden sonra 6 Ekim 2014'te Halkların Demokratik Partisi (HDP), Parti Meclisi ile MYK toplantısını yaptı. HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başkanlığındaki toplantılarda yapılan yazılı açıklamada, "Kobani'de yaşanan katliam girişimine karşı 7'den 70'e bütün halklarımızı sokağa, alan tutmaya ve harekete geçmeye çağırıyoruz. Bütün uluslararası kurumlar, demokratik kitle örgütleri, emek ve meslek örgütleri, kadın ve gençlik örgütleri, demokratik güçler Kobani'de yaşanan vahşete karşı harekete geçmelidir. Bundan böyle her yer Kobani'dir. Kobani'deki kuşatma ve vahşi saldırganlık son bulana kadar süresiz direnişe çağırıyoruz." denildi.ve ardından YDG-H ’’asayiş güçlerimizin dikkatine Kurdistan’da HUDA PAR ve bağlantıları yok edilecek’’ tiwitini  sosyal medya  üzerinden paylaşmasıyla olaylar başladı.

     3 gün süren olaylar neticesinde;53 ölü,221 vatandaş ile 139 polis yaralandı.  25'i kaymakamlık binası, 67'si emniyet, çoğu HUDA PAR 29'u siyasi parti olmak üzere bin 113 bina hasar gördü.

    Tunceli'de 2, Mersin'de 3, Diyarbakır'da 34, Şırnak'ta 13, Adıyaman'da 1, Batman'da 4, Şanlıurfa'da 19, Bitlis'te 8, Bursa'da 2, Gaziantep'te 1, Mardin'de 36, Muş'ta 6, İstanbul'da 11, Bingöl'de 2, Hakkari'de 28, Siirt'te 13, Van'da 18 okulda saldırılar nedeniyle hasar meydana geldi.

    Van'da 22 milyon 469 bin, Diyarbakır'da 234 bin 997, Muş'ta 3 milyon 550 bin, Mardin'de 5 milyon 180 bin, Batman'da 4 milyon ve Tunceli'de 618 bin lira olmak üzere olayların yaşandığı illerdeki zarar gören esnafa yaklaşık 50 milyon lira tutarında ödenek aktarıldı.

    Olaylardan sonra Kongre-Gel Eş Başkanı Remzi Kartal  CNN Türk’e verdiği röportajda 6-8 Ekim Kobani protestolarının Kandil tarafından organize edildiği iddialarını yalanlayarak, "O olayları örgütleyen bizzat Cumhurbaşkanı'nın kendisidir. Özellikle yaptı" dedi.

       6-8 Ekim olaylarında biz aslında AKP iktidarının hayatını kurtardık. O sokak eylemleri iyi ki oldu bu hükümetin de çok işine yaradı, farkında değil. Yardım ettik hükümete. İki tarihsel görev yaptık. Bir; sokak protestolarıyla, Kobani'ye sahip çıkarak, sesimizi duyurarak Kobani'nin düşmesini önledik. İki, eğer Cumhurbaşkanı'nın istediği gibi Kobani düşmüş olsaydı, Türkiye şimdi Suriye'nin içinde bulunduğu duruma düşmüş olacaktı ve 6-8 Ekim olayları da sürekli hale gelecekti. IŞİD, Türkiye'de çok büyük güç kazanacak ve radikal İslam tehdidi oluşacaktı. Biz Kobani'nin düşmesini engelleyerek Türkiye'yi ve hükümeti kurtardık ama iktidar hala bunu görmüyor. IŞİD tehlikesini de hala tam anlamış değil bizce. Sonra eğer biz Kobane için bu kadar güçlü destek vermesek, destek talep etmesek, 'Kobane bizim için Suruç'tur' demesek, sokakta protesto hakkımızı kullanmasak, belki müzakere süreci de yeniden canlanmayacaktı. Çünkü, hükümet süreci ileri götürmüyordu. Kobani'de tarihi fırsat kaçırdılar. Biz tarihi fırsatı değerlendirdik. ’Dedi. Murat Karayılan'dan da  bir açıklama geldi. Karayılan, “6-8 Ekim olaylarını biz yaptık, yine yapmaktan çekinmeyiz” dedi

    ÇUKUR SİYASETİ

    Diyarbakır'da 6-8 Ekim olaylarının sona ermesi ile birlikte, Sur ilçesindeki Melik Ahmet Caddesi'nde yol keserek, kimlik kontrolü yapmaya başlayan YDG-H üyeleri,1 Kasım da  ilçeyi kanton ilan etti.

    Son günlerde havanın kararmasıyla birlikte, polis ve bir grup arasında sokak çatışmalarının yaşandığı ve halkın neredeyse tamamının evlerine kapandığı ilçenin Alipaşa ve Lalebey mahallelerindeki bazı sokaklarda zırhlı araçların girişlerini engellemek amacıyla barikatlar kuruldu.

    Barikatlara giden yollardaki duvarlara, "Devrim barikatı" yazan YDG-H üyeleri, sokaklardaki diğer duvarlara ise, "Sur kantonuna hoş geldiniz", "Sende bir Molotof at geleceğe ışık tut" ve "KCK asayiş" şeklinde yazılar yazdı.

    Öte yandan YDG-H, Şırnak'ın Cizre ilçesine bağlı Sur, Nur ve Cudi mahallelerin derinde ise özerklik ilan etti.

                                           OLAYLARDA FETO’NUN ROLU

     Diyarbakır'da Yasin Börü ile birlikte 12 kişinin öldüğü olaylar sırasında 155'ten sorumlu 3'üncü sınıf Emniyet Müdürü Nihat Urgancı ile yardımcısı 3'üncü sınıf Emniyet Müdürü İ.Ç. görev yapıyordu. FETÖ'den tutuklu Emniyet Müdürü Recep Güven döneminde ve onun ekibinde yer alan Urgancı hakkında 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yakalama kararı çıkarıldı polislerin kovalamacası sonucu Konya'da yakalandı. Urgancı'nın daha önce Emniyet Genel Müdürlüğü Bilgi Teknolojileri Daire Başkanlığı'nda bilişim ve yazılım programı uzmanı olarak görev yaptığı, daha sonra Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şubesi'nde görev aldığı öğrenildi. O dönem Diyarbakır'da görevli Emniyet Müdürü İ.Ç. de darbe girişiminin ardından başlatılan soruşturma kapsamında emniyetten ihraç edildi. 6-8 Ekim gösterileri sırasında Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Muhabere Şube Müdürlüğü'nde görevli personelin 15 Temmuz'dan sonra yarısının ihraç edildiği, diğer yarısının ise açığa alındı.

    Gaziantep'te 5 kişinin hayatını kaybettiği 6-7 Ekim 2014'teki olaylara ilişkin Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede sanıklardan İ.I. ve M.I'nın, 17-25 Aralık darbe girişiminin ardından FETÖ okullarına gönderdikleri çocuklarının öğretmenleri aracılığıyla örgüte para yardımında bulunduğu, FETÖ bağlantısı nedeniyle kapatılan derneğin ve Kürtçe yayın yapan Dünya TV'nin kurucuları arasında yer aldıkları vurgulandı.

    İddianamede, terör örgütü PKK'yı destekleyenler arasında yer alan ve eylemler devam ederken yaralanan M.I'nın daha sonra tedavi için FETÖ'nün "abileri" aracılığıyla Gülhane Askeri Tıp Akademisine (GATA) sevk edildiği “uyuşturucu madde ticareti yapmak" şüphesiyle sanıklardan İ.I'nın cep telefonunun mahkeme kararıyla dinlenildiği ve " Kobani olayları "nda bu kişinin telefon görüşmelerinden birinde Suriye sınırında "büyük demir" şeklinde şifrelenen sözcükle, uzun namlulu silahların gömülü olduğu daha sonra bu silahların M.I. ve İ.I. tarafından 9 Ekim’deki olaylarda kullanılması için Gaziantep'e getirildiği ve A.I. ve İ.I'ya verdikleri, bir gün sonra da 5-6 şüphelinin eve girerek silahları aldığı gizli tanıkların ifadeleriyle sabittir. denildi.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, FETö/PYD'nin 15 Temmuz'daki darbe girişimine ilişkin Genelkurmay Başkanlığındaki eylemlerle ilgili 221 sanık hakkında hazırladığı çatı iddianamede, 6-7 Ekim 2014'te PKK'liler tarafından katledilen Yasin Börü'nün cesedine ve olay yerine müdahalede kasten ihmalkâr davranıldığı ve olayların büyümesinin hedeflendiği belirtildi. Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, FETö'nün 2007 ve sonrasında, PKK'ye karşı savaşı, devletin stratejik kurumlarına sızmak ve ele geçirmek için "siyasi kaldıraç" ve "zıplama tahtası" olarak kullandığı tespitine yer verildi. FETö'nün, PKK'ye karşı mücadele görünümü altında, uzun yıllardan beri sızmak ve ele geçirmek istediği TSK'yı, örgütün emri altına aldığı ifade edilen iddianamede, 17 Aralık 2013 sonrasında bu stratejisinden vazgeçen örgütün, PKK ve bunun uzantısı yapılanmaların en büyük savunucusu ve destekçisi olduğu kaydedildi.

    Emniyetin içindeki FETÖ kadrolarının, 2014 yılından itibaren Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde PKK'nin işini kolaylaştıran işlemler gerçekleştirdiğine dikkat çekilen iddianamede, konuya ilişkin şu ifadelere yer verildi:

    "Hakkari'de polis aracından yola torpil atılıp patlaması sağlanarak halkın olaylara karışması amaçlanmıştır. Barış̧ sürecini bitirmek için Cizre'de olaylar başlamış̧, 2015 yılının Ocak ayının ikinci yarısında günlerce müdahale edilmeyip ölümlerin artması beklenerek örgüt için fayda sağlanmaya çalışılmıştırDiyarbakır'da 6-7 Ekim 2014 Kobani olayları sırasında bir apartmandan dövülüp atılarak öldürülen Yasin Börü'nün cesedine ve olay yerine müdahalede emniyet kasten ihmalkar ve geç̧ davranarak olayların büyümesini beklemiştir.

    PKK yöneticilerinden Murat Karayılan'ın 15 Temmuz'un hemen öncesinde "Darbe yapacağı için askere eylem yapılmaması, polis ve özel harekâtçılara eylem yapılması" talimatı verdiği belirtilen iddianamede, 15 Temmuz'dan hemen sonraki bir hafta boyunca terör örgütünün, eylemlerini polise yönlendirdiğine dikkat çekildi.

    İddianamede, darbe girişiminin başarısız olmasının hemen ertesinde ise Karayılan'dan gelen ikinci talimatla "eski talimatın uygulanması" surecinin başladığı, bunun ardından Diyarbakır, Mardin, Van, Hakkari, Şırnak, Cizre, Yüksekova’nın yanı sıra Karadeniz Bölgesi, Elâzığ̆ ve Antalya'nın Kemer ilçesinde eylemlerin gerçekleştirildiğine işaret edildi.

    İddianamedeki somut örnekler arasında, FETÖ mensubu bir hâkimin serbest bıraktığı PKK üyesinin 1 Nisan 2016'da Silopi'de bir polisi öldürmesi, bir canlı bombaya ait pusulayı taşırken yakalanan PKK'li kuryenin FETö'nün "ışık evinde barındığının ortaya çıkması, bir gizli tanığın ifadesinde Tokat'ta FETÖ'ye ait bir iş yerinde 7 Haziran 2015 genel seçimlerinden önce Öcalan posteri ve PKK'ye ait amblemlerin basıldığının belirtmesi de yer aldı.

    Aslında bakarsanız  7 Şubat MİT krizinden Gezi olayları sürecine, 17-25 Aralık’tan 6-8 Ekim olaylarına, çukur siyasetinden 15 Temmuz askeri darbesi ve ekonomik kriz dahil tüm olup bitenlerin arkasında ABD ve Batı emperyalizmi olduğunu görürsünüz.

    Evet kimin eli kimin cebinde bilmiyoruz  ama hepsinin  ırk, dil farkı gözetmeksizin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürmek ve insan gücünü yok etmek için islam coğrafyasına savaş açtıkları bir gerçek. Bu savaşın ilk kurbanlarıda yerli işbirlikçileri olacaktır olmayanda devam ediyorlar bunun sağcı, solcu, cihadçı olması emperyalistler için hiç bir önemi yoktur. onlar için önemli olan emellerine ulaşmaktır.

    Kıssadan hissedir; deniliyor ki küçük ağaçlar baltanın zulmünden yakınırlar ve bundan kurtulmak için de yaşlı ağacın tecrübe ve fikrinden istifade etmek amacıyla huzuruna çıkarlar.

    -Efendim biz baltanın zulmünden bıktık o bizi kesip biçmekten bıkmadı, bize bir fikir veriniz, ne yapalım? Yaşlı ağaç;

    -bakın gençler eğer sizler baltaya sap olmazsanız balta tek başına bir işe yaramaz, demiş.

    Selam ve dua ile ALLAH a emanet olun.