KERBELA’DAN YÜKSELEN FERYAT

“İmdi, benim nesebimi araştırınız, bakınız ki ben kimim? Sonra vicdanınıza dönünüz de, onun kırgınlığını giderip kendinizden hoşnut etmeyi düşününüz. Hele bir düşününüz ki; beni öldürmek, haram ve mahfuz olan kanımı dökmek size helal olur mu? Ben Peygamber Aleyhisselamın kızının oğlu değil miyim? Şehitler seyidi Hamza benim babamın amcası değil midir? Resulullah’ın benim ve kardeşim hakkında “Bunlar cennet gençlerinin iki seyididir” hadisi size ulaşmadı mı? Benim hakkımdaki bu hadis de mi kanımı dökmekten sizi alıkoymayacak?”  Torunların... The post KERBELA’DAN YÜKSELEN FERYAT first appeared on İNZAR DERGİSİ.

KERBELA’DAN YÜKSELEN FERYAT

“İmdi, benim nesebimi araştırınız, bakınız ki ben kimim? Sonra vicdanınıza dönünüz de, onun kırgınlığını giderip kendinizden hoşnut etmeyi düşününüz. Hele bir düşününüz ki; beni öldürmek, haram ve mahfuz olan kanımı dökmek size helal olur mu? Ben Peygamber Aleyhisselamın kızının oğlu değil miyim? Şehitler seyidi Hamza benim babamın amcası değil midir? Resulullah’ın benim ve kardeşim hakkında “Bunlar cennet gençlerinin iki seyididir” hadisi size ulaşmadı mı? Benim hakkımdaki bu hadis de mi kanımı dökmekten sizi alıkoymayacak?”

 Torunların Doğumları ve İsimlerinin Verilmesi:

Onlar; Hasan ve Hüseyin, torunlardan birer torundular. Dedeleri: “Allah’ım! Ben bunları seviyorum, sen de sev” diyerek dua etmişti onlar için. Babaları ikisine de “Harb” ismini vermek istemişti. Çünkü harbı darbı seven biriydi Hz. Ali (ra). Fakat sevgi, rahmet ve güzellik Peygamberi olan Dedeleri bu isimleri Hasan ve Hüseyin diye düzeltmişti.

Dedelerinin çocukları birer birer vefat etmişti. Hele hele erkek evlatları Kasım, Abdullah ve İbrahim çok erken ayrıldılar babalarından. Kızları Zeynep, Ümmü Gülsüm ve Rukiye de peşi sıra gittiler. Bir tek Fatıma kaldı ondan sonra yaşayan. O da çok kalmayacaktı babasından sonra. Babasından bu müjdeyi almıştı. Nitekim babasından altı ay sonra o da fani dünyadan ayrıldı.

Hz. Peygamber (sav) tüm sevgisini Hz. Ali ve Fatıma’nın evlatlarına vermişti. Ömrünün sonuna yaklaşan son Peygamber’e bu sevgi fazla görülmemeliydi. Çünkü kendisi hem anne-baba sevgisinden mahrum kalmıştı, hem de evlatları kendisinden önce vefat etmişlerdi.

Resulullah’ın Onlar Hakkındaki Hadisleri:

Hâlbuki Resulullah onlar için; “Onlar benim dünyada kokladığım iki reyhanımdır.”, “Onları seven beni sevmiş olur, onlara kin tutan bana tutmuş olur.”, “Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin iki seyididir” diye buyurmuştu.

Derken her beşer gibi Hüseyin’in Dedesi de vefat etti. Sonra annesi, babası ve en son abisi Hasan vefat etmişti. Hüseyin yalnız kalmıştı Ehl-i Beyt’in başında. O’nun ölümü çok acı olacaktı. Bu öyle bir ölüm olacaktı ki, aradan yüzyıllar geçse de ümmetin yüreğini dağlamaya devam edecekti.

Saltanat:

Hz. Peygamber’den (sav)  sonra 4 halife geçmişti. Muaviye zamanında hilafet merkezi Şam’a taşınmış ve ölümünden sonra da oğlu Yezid’i veliaht ilan etmişti. Bu İslam Devlet Geleneği’nde olmayan bir durumdu. Çünkü ilk üç halife Resulullah ile aynı aileden bile değillerdi. Sadece Hz. Ali ile aynı ailedendi.

Tabii Yezid’in hilafet makamına layık olup-olmadığı hususu uzun süre tartışıldı. Ancak mesele bu değildi. Mesele İslami yönetimin içine sokulan saltanat fitnesiydi. Bundan böyle devlet kurumu babadan oğula geçen bir miras olacaktı. Üstüne üstlük Yezid’in kadın oynatması, şarap içmesi, hayvanlarla eğlenmesi gibi nedenler de göz önüne alındığında, bu fenalıkları kaldırmaya Hz. Hüseyin herkesten önce gelirdi.

Hicret:

Zaten Yezid halife olur-olmaz ilk işi, Hüseyin b. Ali, Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Zübeyr gibi ileri gelen sahabelerin çocuklarının biatini almak için onları markaja almak oldu. Durumun nazikliği karşısında Hz. Hüseyin, Dedesinin tersi istikamette, yani Medine’den Mekke’ye hicret etmek zorunda kaldı.

Mekke’de bulunduğu esnada Kufe halkı ona tomar tomar mektup gönderdiler. Peygamber’in torununu kendi beldelerine imam olması için davet ediyorlardı. Peygamberi bir terbiye ile büyüyen Hz. Hüseyin, Dedesinin; “Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle düzeltin. Buna güç yetiremezseniz dilinizle düzeltin. Bunu da yapamıyorsanız kalbinizle buğz edin.” hadisi ile karşıya kalmıştı. O, birinci şıkka başvuracaktı. Çünkü dedesinin söylediğini tutmaya herkesten daha layıktı.

Elçi:

Hz. Hüseyin durumu araştırması için amcaoğlu Müslim b. Akil’i Kufe’ye bir mektupla gönderdi. Müslim’e, Kufe’deki durumu bana haber et demişti. Müslim Kufe’de, Hz. Hüseyin adına biat almaya başladı. Tam 18 bin kişi ona biat etti. Bunun üzerine Hz. Hüseyin’e durumun kendi lehlerine olduğunu, Mekke’den ayrılıp gelebileceğini söyledi.

Her ne kadar çevresi kendisine gitme, diye uyardıysa da Hz. Hüseyin’in kalmaya niyeti yoktu. Uyaranların çoğu O’nun ölüme gittiğini söylüyordu. Kufe halkının kendisini yalnız bırakacağından korkuyorlardı. Tarih bu şahısları haklı çıkardı.

Çünkü Müslim b. Akil’in evinde bulunduğu şahıs olan Hani b. Urve, yakalanmış ve Müslim ayaklanmayı başlatmak zorunda kalmıştı. İnsanlar tekbir getirerek Müslim’in etrafını doldurdular. Vali köşkü sarıldı. Çatışma çıktı. Ancak Ziyad, Kufe ileri gelenlerini çağırıp halkı dağıtmalarını istedi. Aksi halde Şam’dan gelen ordunun kimseye acımayacağını bildirdi.

Elçinin Şehadeti:

Bunun üzerine halk yavaş yavaş çekilmeye başladı. Öyle ki Akil, Vali köşkünün oradaki mescitte akşam namazını 30 kişi ile kıldı. Bu durum karşısında Kinde mahallesine giren Müslim arkasına bir baktığında tamamen yalnız bırakıldığını gördü.

Tav’a adında bir kadının evine sığındı. Kadının oğlu ertesi gün durumu ihbar etti. Müslim yakalandı. Gözlerinden istem dışı yaş aktı. Kendisini bundan dolayı ayıplayanlara; “Vallahi ben kendim için değil, Hz. Peygamber’in torunu için ağlıyorum. Çünkü o memleketinden çıkıp Kufe’ye gelmek üzere yola çıkmıştır.” dedi.

Müslim b. Akil köşkte Vali’nin huzuruna çıkarıldı. Karar kesindi. Köşkün damında kafası kesilecek, vücudu avluya atılacaktı. Kendisi son kez vasiyette bulunmak üzere meşhur sahabe Sa’d b. Ebi Vakkas’ın oğlu Ömer b. Sa’d’ı seçti. Vasiyeti üç maddeden ibaretti.

  • Kufe’ye geldiğimden bu yana 700 dirhem borçlandım. Benim yerime borcumu öde.
  • Öldürüldüğüm zaman cesedimi parçalamalarına izin verme, beni göm.
  • Hz. Hüseyin’e bir elçi gönder, sakın buraya gelmesin diye onu uyar.

Hz. Hüseyin Kufe Yolunda:

Ancak Hz. Hüseyin yola çıkmıştı bile. Yolda kendisine gitme diyenlerle karşılaşıyordu. Onlardan biri şair Ferezdak’tı. Kufe’nin durumunu şiirle şöyle dile getirmişti: “Kalpleri seninle ama kılıçları Ümmeyye oğullarıyladır.”

Hz. Hüseyin’in yola çıktığından İbni Ziyad’ın haberi olmuştu. Yolda gerekli tedbirleri aldırdı. Kufe’ye doğru yol alan Hüseyin, Zerod denilen yerde Müslim b. Akil ile Hani b. Urve’nin şehadetlerini duydu. Çocukların onların cesetlerini Kufe’nin sokaklarında sürüdükleri bildiriliyordu. Halkın bu dönüşü onu geri gitmeye sevk ettiyse de bu kez, Müslim’in akrabaları intikam için geri dönmeyeceklerini söylediler. Çaresiz Hz. Hüseyin Kerbela’nın yolunu tutacaktı.

Herkes ona geri dön diye tavsiyede bulunmasına rağmen, O girdiği mesuliyetin gereği yoluna devam etti. Bu durumu Abdullah b. Ömer şu şekilde özetler: “Şüphe yok ki Allah Peygamberini dünya ile ahiret arasında serbest bıraktı. O da ahireti tercih etti. Siz de ondan bir parçasınız. Bunun için hiçbir zaman dünyaya nail olmazsınız.”

Bu arada İbni Ziyad’ın emri ile yola çıkan Hürr b. Yezid komutasındaki bin atlıdan oluşan grup yolda Hz. Hüseyin ile karşılaştı. Takibe koyuldular. Onları Ziyad’a götürmek amacındaydılar. Bu nedenle onlarla beraber yürüyorlardı. Ama müdahalede bulunmuyorlardı. Ta ki kafileyi Kerbela’ya indirene kadar. Çünkü İbni Ziyad kendisine bir mektup göndermiş ve; “Onları sakın sığınılmaz, susuz, ağaçsız, otsuz, geniş ve bozkır bir yerden başkasına indireyim deme.” Kerbela bu tarife tam uyuyordu. Tarih hicretin 61. yılı Muharrem ayının başı idi.

Kufelilerin İhaneti:

Bu arada yukarıda adı geçen Ömer b. Sa’d, vali olarak Re’y (Tahran) şehrine atanmıştı. İbni Ziyad, Resulullah’ın torununa karşı Sa’d b. Ebi Vakkas gibi büyük bir sahabenin oğlunu kullanmayı düşünmüştü. Re’y valiliğine karşı Hz. Hüseyin’in kanı. Ömer büyük bir imtihanın eşiğindeydi. Ya valilik emirnamesini Ziyad’a geri verecek ya da Hz. Hüseyin ve yarenlerinin kanına girecekti. O, komutan olarak Hz. Hüseyin’in önünü kesmeyi istemeye istemeye kabul etti.

Kendisine mektup gönderen Kufelilerin çoğu Ziyad’ın ordusu içinde yerini almışlardı. Bu tam bir ihanetti. Yapılan görüşmeler bir türlü sonuç vermiyordu. Çatışmamak için yapılan görüşmelerin sonuç vermemesi üzerine, Hz. Hüseyin Ehl-i Beytinin yanından kaçıp kurtulmalarını istedi. Ancak Ehl-i Beyt şu şekilde cevap verdi: “Biz seni burada bırakıp da halka; “Biz büyüğümüzü, efendimizi, amcaların hayırlısı olan amcalarımızın oğullarını bırakıp geldik! Onlarla birlikte ok atmadık, onlarla birlikte mızrak saplamadık, onlarla birlikte kılıç sallamadık. Onların ne yaptıklarını bilmiyoruz mu diyeceğiz? Hayır, Vallahi biz bunu yapamayız.”

Hz. Hüseyin’in Kufelilere Hitabı:

Artık son hamleler yapılıyordu. Hz. Hüseyin karşıdaki adamlara son bir kez konuşmak istedi. Kufe’li askerlere şu konuşmayı yaptı: “İmdi, benim nesebimi araştırınız, bakınız ki ben kimim? Sonra vicdanınıza dönünüz de, onun kırgınlığını giderip kendinizden hoşnut etmeyi düşününüz. Hele bir düşününüz ki; beni öldürmek, haram ve mahfuz olan kanımı dökmek size helal olur mu? Ben Peygamber Aleyhisselamın kızının oğlu değil miyim? Ben Peygamberinizin vasisi ve amcasının oğlu ki, o Allah’a iman ve Resulullah’ı Rabbinden getirdikleri şeylerde tasdik edenlerin ilki idi; onun oğlu değil miyim? Şehitler seyidi Hamza benim babamın amcası değil midir? Resulullah’ın benim ve kardeşim hakkında “Bunlar cennet gençlerinin iki seyididir” hadisi size ulaşmadı mı? Benim hakkımdaki bu hadis de mi kanımı dökmekten sizi alıkoymayacak”  

 Fırat Suyuna Hasret Kaldı:

Bu arada Hz. Hüseyin’in kenarında bulunduğu Fırat suyundan içmesine izin verilmiyordu. Resulullah’ın reyhanlarına su içirilmiyordu. Su ile Ehl-i Beyt arasına askerler sıra ile dizilmişti. Tarih ne kadar acımasızdı ki, Peygamberin evladına su içmek çok görülüyordu. Hem de şehadetinden önce. Bu arada yapılanları zulüm olarak değerlendiren Hürr b. Yezid, Kufelilerden ayrılıp, Hz. Hüseyin’in tarafına geçti.

Ömer b. Sa’d ilk oku attı ve şöyle bağırdı. Şahid olun ki ilk oku atan kişi benim. Orantısız bir savaş vardı orta yerde. 5 bin kişilik bir orduya karşı 70 kişi. Belki sonradan katılanlarla 100 kişi olabilmişlerdi. Yavaş yavaş Hz. Hüseyin’in yarenleri şehit olmaya başladılar. Onlar da direnip karşıdan adam yıkıyorlardı ama dedik ya orantısız bir harpti bu.

Ehl-i Beyt kılıçtan geçiriliyordu. Aliyülekber b. Hüseyin, Abdullah b. Hüseyin, Abbas b. Ali, Kasım b. Hasan, Ali b. Müslim b. Akil, Hüseyin b. Abdullah b. Cafer ve diğerleri. Hz. Hüseyin ve kadınların gözleri önünde tarihin en acı katliamı yaşanıyordu. Çünkü son Peygamberin ailesi kıyımdan geçiriliyordu.

Hz. Hüseyin onlara; Mekke’ye geri dönme, Yezid ile görüşme veya serhadlere gönderilip cihada katılma alternatiflerin hepsini sunmuştu. Ama Onu uysal bir esir gibi Kufe’ye götürmek istiyorlardı. Hz. Hüseyin de bunu kabul etmiyordu.

Hz. Hüseyin, bir ara küçük yavrusu Abdullah dizinde olduğu halde oturuyordu. Abdullah daha üç yaşında idi. Esed oğullarından bir adam, bir ok atarak Abdullah’ı boğazından vurdu. Hz. Hüseyin’in avuçları kan ile doldu: “Ey Allah’ım! Bunlarla ve kavmimizden olanlarla aramızda sen hükmünü ver. Yardım etmek için bizi çağırdılar. Sonra da tutup bizi öldürüyorlar” dedi. Sonra bir bez getirtti. Bezi yatırıp çocuğu ona sardı.

Hz. Hüseyin susamıştı. Susuzluğu son haddine varınca çadırlardan ayrılıp su içmek için Fırat’a doğru yöneldi. Birisi bağırıp “Suya gitmesine engel olunuz” dedi. Adam bir ok atıp Hz. Hüseyin’i damağından vurdu. Hz. Hüseyin oku çekince avuçları kan doldu. “Ey Allah’ım! Peygamberinin kızının oğluna yapılanlardan dolayı şikâyetimi sana arz ediyorum” diyebildi sadece.

Hz. Hüseyin’in yanına bir küçük çocuk kaçıp gelmek istiyordu. Hz. Zeynep kendisine engel oluyordu. Sonra çocuk kurtulup koştu. Bahr adındaki adam çocuğa kılıç çaldı. Çocuk eliyle korunmak istedi. Eli derisinde sallanmaya başladı. Çocuk; “Halacağım” diye feryat etti. Hz. Zeynep feryat ediyordu: “Ne olaydı da gök yere yıkılıp bir olaydı” diyordu.

 Ve Acı Son:

 Artık sona yaklaşılıyordu. Tarih 10 Muharremdi. Hüseyin yorgun ve hareketsiz kalmıştı. Şimr b. Zilcevşen insanları ona saldırtmak için sağa sola bağırıyordu. “Öldürün onu” diye seslendi. Bunun üzerine Hz. Hüseyin’in üzerine çullandılar. Zür’a adındaki adam Hz. Hüseyin’in sol eline bir kılıç darbesi indirdi. Bir darbe de omzuna vurdu. Hz. Hüseyin yüzünün üzerine düşüp düşüp kalkıyordu. Susuzluğu da had safhaya gelmişti. İster istemez ayakları Fırat nehrine doğru gidiyordu. Bu sırada Sinan b. Enes arkasından gelerek mızrağını köprücük kemiğinden saplayıp göğsünden çıkarınca Hz. Hüseyin yüzünün üzerine yere düştü.

Bir müddet Hz. Hüseyin’in cesedine yaklaşıp başını kesmeye kimse cesaret edemedi. Sinan b. Enes gelip Hz. Hüseyin’in başını gövdesinden ayırdı. Evet, Allah’ın Resulünün torunu 33 mızrak ve 34 kılıç darbesiyle şehit edilmişti. Başı gövdesinden ayrılmış, alacakları para için Ziyad ve Yezid’in huzuruna götürülecekti. Bahr b. Ka’b, Hz. Hüseyin’in elbisesini alıp götürdü. Vücudu çıplak orta yerde kaldı. Esved adındaki bir adam ayakkabılarını aldı. Her biri bir eşyasını ganimet diye alıyordu.

İbni Ziyad’ın emri üzerine Ömer b. Sa’d, başsız kalan Hz. Hüseyin’in cesedini atlara çiğnetti. Kerbala toprağına karıştı vücut azaları. Sonradan Hz. Hüseyin’in şehit edildiği yeri öğrenmek için Araplar toprağı kokluyorlardı. Esir alınan kadınlar ile hasta olduğu için kurtulan Zeynel Abidin birlikte Şam’a gönderildiler. Bu arada Ehli Beyt’in kesik başları da Yezid’e gönderildi. Esirler cesetlerin önünden geçerken feryat figan ediyorlardı.

Ehl-i Beyt feryat ediyordu.

 

The post KERBELA’DAN YÜKSELEN FERYAT first appeared on İNZAR DERGİSİ.