‘KAVİMLER GÖÇÜ’NDEN ‘GÖÇMEN SORUNU’NA

Milattan sonra 350 yılında başlayıp 800 yılına kadar Avrupa’ya doğru süren kapsamlı insan göçü olarak tarihe geçen “Kavimler Göçü”; siyasi, askeri ve değişen iklim koşullarına bağlı olarak ekonomik sebeplere dayandırılmaktadır. Kavimler Göçü, bugünkü Avrupa milletlerinin oluşmasında etkili rol oynamış olsa da, o dönemde beraberinde getirdiği uzun süreli kargaşa ile, bugün göçmen sorununa karşı acımasız duruş sergileyen modern Avrupa’nın bilinçaltına yerleşmiş derin korkuyu tetikleyen bir faktör olarak değerlendirmek mümkündür. Bir bütün olarak bakıldığında dünya, resmen adaletsizlikler... The post ‘KAVİMLER GÖÇÜ’NDEN ‘GÖÇMEN SORUNU’NA first appeared on İNZAR DERGİSİ.

‘KAVİMLER GÖÇÜ’NDEN ‘GÖÇMEN SORUNU’NA

Milattan sonra 350 yılında başlayıp 800 yılına kadar Avrupa’ya doğru süren kapsamlı insan göçü olarak tarihe geçen “Kavimler Göçü”; siyasi, askeri ve değişen iklim koşullarına bağlı olarak ekonomik sebeplere dayandırılmaktadır.

Kavimler Göçü, bugünkü Avrupa milletlerinin oluşmasında etkili rol oynamış olsa da, o dönemde beraberinde getirdiği uzun süreli kargaşa ile, bugün göçmen sorununa karşı acımasız duruş sergileyen modern Avrupa’nın bilinçaltına yerleşmiş derin korkuyu tetikleyen bir faktör olarak değerlendirmek mümkündür.

Bir bütün olarak bakıldığında dünya, resmen adaletsizlikler dünyası olagelmiştir. Bu, dün de öyleydi, bugün de böyle.

Hunların Aral Gölü ile Hazar Denizi arasındaki bölgeden Don ve Volga nehirleri arasındaki bölgeye kaymaları ile başlayan Kavimler Göçü, zincirleme olarak başka kavimleri de etkileyerek büyük bir göç dalgasına dönüşmüş, devamı olan ikinci göç dalgasıyla beraber insanlığın ve özellikle Avrupa’nın tarihinde büyük değişimlere yol açmıştır. Sürekli göç, yüzyıllara yayılan çatışma ve savaşlar, sınır değişiklikleri, yıkılan imparatorluklar, doğurduğu yepyeni oluşumlar…

Toplu göçler, sebepleri ve sonuçları itibariyle iki yönden irdelenmektedir.  Sebepler çeşitlilik arz etmekte iken, şu sıralar başta Avrupa olmak üzere dünyanın önemli gündem maddeleri arasında yer alan göçmen sorununun yol açacağı muhtemel sonuçlar kestirilememektedir. Tıpkı tarihi Kavimler Göçü’nün yol açtığı sonuçların o dönemde kesinlikle kestirilememesi gibi.

Kavimler Göçü son bulduğunda ortaya çıkan sonuç bambaşka olmuştu. Göçlere dayanamayan Roma İmparatorluğu ikiye bölünmüş, Batı Roma İmparatorluğu yıkılmıştır. Çağ kapanıp çağ açılmış, derebeylik rejimi ortaya çıkmış, gelen yeni kavimlerin birbirleriyle ve Romalılarla kaynaşması sonucu bugünkü Avrupa milletleri ortaya çıkmıştır.

Bulundukları yerlerdeki baskılar, savaşlar, ekonomik sıkıntılar tarihi göç dalgasının başlıca sebepleri arasında yer almıştır. Daha iyi koşullara kavuşma umudu, her devirde toplu göçler için motivasyon kaynağı olagelmiştir. Tıpkı bugün yaşanan toplu göçler gibi.

Bugün ABD’nin Orta ve Güney Amerika’dan, Avrupa’nın da Asya ve Afrika’dan gelen göç akınının hedefi olmaları, sebepleri itibariyle tarihsel göç dalgalarıyla benzerlik gösterirken, farklı olarak kendi kurguladıkları küresel düzen içerisindeki adaletsizliklerin doğrudan sonuçları arasında yer almaktadır. Otoriter rejimler kurdurma ve arkalarında durma, iç çatışma ve savaş dayatmaları, müdahale ve işgal politikaları ve tüm bunların arkasında muazzam bir sömürü çarkının işliyor olması, büyük kitleleri kendi yurtlarında yaşayamaz duruma düşürmüştür.

Güç, zenginlik ve hayatı kolaylaştıran her türlü olanaklara sahip minik bir coğrafyanın sefaletin pençesinde kıvrılan devasa coğrafyalardaki geniş kitlelerin dikkatinden kaçması mümkün değildir. Dünya servetinin yüzde 99’unu elinde tutan mutlu azınlığa karşı yüzde 1’ini ancak paylaşabilen geniş kitleler söz konusudur. Sayıları milyarlara varan kitlelerin günlük bir dolarla yaşamlarını ikame etmeye çalışmasına karşın yıllık gelirin yirmi ile elli bin dolardan bahsedildiği diyarlar söz konusudur. Bunca fakr-u zaruret içerisindeki kitlelerin bir çok diyarda maruz kaldıkları siyasi baskılar, askeri kıyımlar, ötekileştirmeler, yok saymalar karşısında yerlerinde oturup ölümü beklemek yerine masal diyarlarını andıran coğrafyalara ölüm pahasına yollara düşmeleri kaçınılmaz hale gelmektedir.

Göç sorunu bugün artık küresel bir sorundur. Sebepleri de Suriyeli, Iraklı ya da Afganlar gibi maruz kaldıkları yaşanılmaz çatışma ortamından kaçmak istemelerinden ibaret değildir. Ekonomik ve sosyal adaletsizlikle özdeşleşen bugünkü küresel sistem, tüm baskıcı tedbirlere rağmen önleyemedikleri geniş göç dalgasıyla karşı karşıya kalmış durumdadır.

BM Gıda Direktörü’nün medyaya yansıyan açıklamalarına göre şu an dünyada acil gıda ihtiyaçları temin edilemezse açlıktan ölecek 42 milyon insan bulunmaktadır. Bunun için de 6 milyar dolara ihtiyaçları olduğunu belirten direktöre göre bu meblağ Elon Musk ve Jeff Bezos gibi zenginlerin sermayelerinin yüzde 2’lik dilimine tekabül etmektedir. Yani sayılı bir avuç zenginin tekelindeki toplam sermayenin belki de yüzde birlik bir kısmı, bugün açlık ve kıtlığın pençesinden kurtulamayan milyonlarca insanın hayatlarını idame etmelerini temin edebilecektir. Bu tablo, dünyada cereyan eden adaletsizliğin, servet dağılımındaki korkunç taksimatın milyonlarca insanın hayatı pahasına sürdürüldüğünü ortaya koymaktadır. İnsani ve ekonomik açıdan devasa boyutlara ulaşan sosyal adaletsizliğin vardığı ürkütücü tablodan elbette sadece Batı’daki bir avuç mutlu azınlık sorumlu değildir. İslam dünyasındaki yıllık gelirden sadece zekat miktarının bir bölümü açlık ve sefaletle mücadele için ayrılabilseydi, keza dünyada açlık diye bir olgu kalmayabilirdi.

BM Gıda Direktörü uyarısını yaparken şu dikkat çekici cümlesi oldukça dikkat çekici: “Dünya yanıyor. İnsanları beslemezseniz çatışmayı, istikrarsızlığı ve kitlesel göçü beslersiniz”

Aç ve yoksullar açısından masal diyarlarını andıran Batı, istikrarsızlığı ve çatışmayı zaten stratejik bir yöntem olarak destekliyor. Bu politik vizyon Batı’ya bugüne kadar sayısız fırsatlara kapı araladı. Bugün “Bir eli yağda, diğer eli balda” misali bir hayatı kendi halklarına sağlayabildiyseler, bunu diğer coğrafyalarda yürüttükleri istikrarsızlık ve çatışmacı politikaları sayesinde olmuştur.

Bugün Orta ve Güney Amerika’dan ABD’ye, Asya ve Afrika’dan Avrupa’ya yönelen ve bir türlü durdurulamayan kitlesel göç hareketleri ile milyonlarca insan hareket halindedir. Tehlikeli göç yollarında ölümü, boğulmayı, simsarların elinde köle muamelesi görmeyi göze alarak çıkılan bu tehlikeli yolculuk, kendileri açısından sadece “Umuda yolculuk” düzeyinde iken, bir bütün olarak Batı’nın uykularını kaçırmaya yetmektedir. Batı, bu sorunu anlamak ve çalıp çırptıklarının bir bölümüyle belki de soruna çare bulmaya çalışmak yerine insanlık dışı tedbirlere sığınmayı şimdilik yeterli görmektedir. Amerika’nın Meksika sınırında aldığı tedbirlerin, yükselttiği duvarların, ördüğü tel örgülerin aynısını Avrupa, göç yolları üzerinde yapmaktadır. Boğulmaları pahasına botlarını batırmak, şiddet uygulayarak geri göndermek, uç noktalarda kamp adı altında köle pazarlarını andıran yerlere hapsetmekle caydırma politikalarını yürütmek, şu sıralar Avrupa’da en çok benimsenen yöntem durumundadır. Kendi içlerinde ise baş gösteren yabancı düşmanlığı domine edilmekte, aşırı sağın güçlenmesini teşvik etmekte, yerleşik yabancılar açısından yaşamı çekilmez hale getirmeye çalışarak “Cazibe merkezi” olmadıklarını ve olmayacaklarını ispatlamaya çalışmaktadır. Ancak her gün daha fazla dozunu yükselttikleri göçmen karşıtlığına rağmen göç akınının önüne geçememektedirler. Entegrasyon sorununa dikkat çekiyorlar, gelecekte uğrayacakları demokrafik değişimden ürküyorlar, ekonomilerinin bunu kaldıramayacaklarını belirtip surat ekşitiyorlar.

Nüfus artış oranı eksilerde, mevcut nüfusun yaş ortalaması onlar açısından umut kırıcı. Göç yollarında ise yoksul, çaresiz, ama dinamik bir nüfus mevcut. Kapıdan kovulanlar deyim yerindeyse bacadan girmeye çalışıyorlar. Tüm sert tedbirlere rağmen göç dalgası giderek büyüyor, adeta kabaran dalgalara dönüşüyor. Sonuçlarını ise hayal bile edemiyorlar.

Kim bilir belki de sonuçlarını düşündükçe “Kavimler Göçü”nün yol açtığı sonuçlar akıllarına geliyordur. Avrupa’yı çepeçevre saran dinamik nüfus, gaspedilen servetlerinden paylarını alacak, kültürel değişimi tetikleyip demografik yapıyı kendi lehlerine değişime uğratacaktır. Belki de kılıçtan geçirilen Endülüslü atalarının miraslarına sahip çıkıp yeni Endülüsler inşa edecek, kaynaşmalar sonucunda yeni milletler, yeni anlayışlar ortaya çıkacaktır. Yıkılan Batı Roma İmparatorluğu’nun kaderini ise kim bilir hangi ülke ya da ülkeler paylaşmak zorunda kalacaklardır.

Hayal işte. Böylesi bir hayal göç yollarında sefaletle pençeleşenler açısından şimdilik süper lüks sayılabilir. Ama Avrupalının bilinçaltından fışkıran endişeler kim bilir daha ne tür endişeler üretiyordur.

 

The post ‘KAVİMLER GÖÇÜ’NDEN ‘GÖÇMEN SORUNU’NA first appeared on İNZAR DERGİSİ.