Dili Davet Dairesinde Hikmet ve Güzel Öğüt Ekseninde Döndürmek

Söz ola kese savaşı Söz ola kestire başı Söz ola ağulu aşı Bal ile yağ ede bir söz. Dilin muazzam gücünü ve sözün tesir gücünü ne güzel ifade etmiş Yunus Emre. Dil insanoğluna verilmiş en büyük nimetlerden bir tanesidir. Kuşkusuz bu küçük ve kemiksiz organ, insan hayatını şekillendirme noktasında, oldukça önemli bir fonksiyona sahiptir. Öyle ki, kişinin dili kişiyi aziz de edebilir, rezil de edebilir. Burada Hz. Ali (r.a)’nin dilden çıkan sözcüklerle ilgili yaptığı anlamlı... The post Dili Davet Dairesinde Hikmet ve Güzel Öğüt Ekseninde Döndürmek first appeared on İNZAR DERGİSİ.

Dili Davet Dairesinde Hikmet ve Güzel Öğüt Ekseninde Döndürmek

Söz ola kese savaşı

Söz ola kestire başı

Söz ola ağulu aşı

Bal ile yağ ede bir söz.

Dilin muazzam gücünü ve sözün tesir gücünü ne güzel ifade etmiş Yunus Emre.

Dil insanoğluna verilmiş en büyük nimetlerden bir tanesidir. Kuşkusuz bu küçük ve kemiksiz organ, insan hayatını şekillendirme noktasında, oldukça önemli bir fonksiyona sahiptir. Öyle ki, kişinin dili kişiyi aziz de edebilir, rezil de edebilir.

Burada Hz. Ali (r.a)’nin dilden çıkan sözcüklerle ilgili yaptığı anlamlı bir tespiti de zikretmiş olalım:

‘’Söz; ağızdan çıkana kadar senin esirindir. Ağızdan çıktıktan sonra da sen onun esiri…’’

Yine hikmet ehlince söylenmiş buna benzer nice hikmetli söz vardır, dilin tesiriyle ilgili.

O halde dilin tesir gücünü inkâr etmek koca bir hakikati inkâr etmek olur. Zira dil, sözcüklerle nice medeniyetler inşa eder, yine nice medeniyetler dilden çıkan sözcüklerle yok olur.

O halde bir davetçinin, davet yolunda ilerlerken, dilin gücünü idrak etmesi ve bu gücü yerli yerinde kullanarak, gücünden istifade etmek için ise, ortaya çok güçlü bir irade koyması gerekmektedir.

Aksi taktirde, davet yolunda hep bir tarafı eksik ve davetinin gücü de nakıs kalacaktır.

Bu minvalde şunu ifade etmek gerekir ki, davet yolunda dilin gücünden ve tesirinden istifade etmek isteyen bir davetçinin, İlahi ölçülerle kıvam almış, Sünnetle şekillenmiş, nice dava erinin tecrübeleriyle yoğrulmuş bir davet diline ihtiyacı vardır.

Rabbimizin davetçinin, davet dilinin nasıl olması gerektiğiyle ilgili koyduğu ölçü şöyledir:

اُدْعُ اِلٰى سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ﴿١٢٥﴾ 

Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış. Kuşkusuz senin rabbin, yolundan sapanların kim olduğunu en iyi bilendir; O, doğru yolda bulunanları da çok iyi bilir. Nahl,125﴿

Yani hak davanın davet dili hikmet ve güzel öğüdü içinde barındırmalıdır. Bu hak davanın yegâne sahibi Allah Azze ve Celle’nin dava erlerine davet dili ve üslubu konusunda koyduğu iki  belirleyici kıstastır.

Yazımızın bu kısmında hikmet kavramına değinmek faydalı olacaktır:

Hikmet kavramıyla ilgili bir çok tanım varsa da, basit ve anlaşılır bir tanımla konuya devam etmek istedik.

Şöyle ki; Râgıb el-İsfahânî hikmet terimini “ilim ve akılla hakikati bulma” şeklinde tanımlamaktadır.

Bu bağlamda şunu ifade edebiliriz, davetçi bir tebliğ vasıtası olarak dilini en iyi şekilde kullanarak, muhatabını hakka ve hakikate ulaştırmak istiyorsa, ilmi açıdan -Tefsir, hadis, fıkıh, siyer vb. alanlarda muhakkak donanımlı olmalıdır. Aynı şekilde akli delillerle muhatabına ulaşmak için tarihi bilgiler, fenni bilgiler, siyaset, aktüalite ve genel kültür babında bilgiler noktasında da kendini geliştirmelidir.

Zira tüm bunlar kişinin dilinin- sözcüklerinin, cümlelerinin tesirini, gücünü, hedefe ulaşma olasılığını kuvvetlendiren etkenlerdir.

İlmin zayıflığı, bilgi birikiminin nakıs oluşu, davet yolunda ilerlerken- davetçinin tebliğ ve irşat konusunda tökezlemesine neden olur. Bu nedenle davetçi kendini hak rızası için adadığı bu yolda daha güzel yetiştirmenin, geliştirmenin, eksik olduğu alanlarda ikmâl etmenin peşinde olmalıdır.

Yukarıdaki tanımın haricinde İslami kaynaklardan yola çıkarak hikmetin;  olayların, eşyanın, insanların asıl hakikatini, iç yüzünü görebilmek, okuyabilmek ve hakkıyla bilebilmek olduğunu da söyleyebiliriz.

Bu bakımdan, insanlara hikmetle yaklaşmak, insanların seviyelerine, ruh hallerine, akli potansiyellerine, kültürlerine göre tebliğ yapmayı gerektirir.

Yine aynı şekilde, tebliğ yapılacak toplumların sosyolojik ve psikolojik kodları okunmadan kullanılacak davet dili başarılı olmayacağı gibi, aksine zarara ve ziyana da neden olabilmektedir.

Özellikle bu konuda nice davetçi maalesef ki bu hatayı yapmaktadır. En basitinden bir örnek verelim:

Hazırladığı bir konuşma metniyle ülkenin her bölgesine aynı şekilde, aynı kelimelerle, aynı üslûpla hitap eden davetçiler.

Oysa her mahallenin, ilçenin, ilin bile sosyal dokusu farklıdır. Her bölgeye aynı üslûp, aynı dille hitap edilemez. Bu Nebevi tebliğ metoduna da, Kur’an’ın davet metoduna da terstir.

O halde hak davanın davetçiliğine soyunan kimsenin, davet dilini de, üslubunu da,  hakkın ölçüleriyle terbiye edip, şekillendirmesi gerekmektedir.

Tekrar ayeti kerimeye dönecek olursak, ikinci olarak da güzel öğüt konusuna değinelim:

Öğüt kavramını pratik bir şekilde açıklamak gerekirse, nasihat, tavsiye ve bu manadaki tüm kelimelerle açıklayabiliriz.

Fakat ayette ifade edilen emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker ( الأمر بالمعروف و النهي عن المنكر), “İyiliği emretmek ve kötülükten menetmektir.’’ Yani tebliğdir. Fakat Rabbimiz bu tebliğin- öğüdün, nasihatin güzel olması gerektiğini belirtiyor.

Yumuşakça, incitmeden, rencide etmeden, utandırmadan, aşağılamadan, yaralamadan, örselemeden yapılmasını ferman buyuruyor.

İşte tam da burada, davetçinin ilmi donanımı, bilgi dağarcığı ne kadar kaliteli olursa olsun üslubu ve seçtiği kelimeler -yumuşak, naif, nezaketli ve gönül alıcı değilse, tebliğinin  isabetli  olmayacağı hakikati ortaya çıkıyor.

Tebliğin, nasihatin, öğüdün muhatabı kim olursa olsun, velev ki Firavun misali azgın bir kimse olsun, Rabbimizin üslûp konusundaki hükmü net; yumuşak üslûp…

 

اِذْهَبَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۚ ﴿٤٣﴾

  فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَيِّناً لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى ﴿٤٤﴾

  قَالَا رَبَّـنَٓا اِنَّـنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا اَوْ اَنْ يَطْغٰى ﴿٤٥﴾

  قَالَ لَا تَخَافَٓا اِنَّن۪ي مَعَكُمَٓا اَسْمَعُ وَاَرٰى ﴿٤٦﴾ 

– İkiniz beraber (Hz. Musa ve Hz. Harun) Firavun’a gidin, çünkü o sınırı çok aştı

– Yine de ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslûpla söyleyin, ola ki aklını başına toplar veya içine bir korku düşer.”

– “Ey rabbimiz!” dediler, “Doğrusu onun bize karşı ileri gitmesinden veya daha da azmasından endişe ediyoruz.”

– Allah buyurdu: “Korkmayın, bilin ki ben sizinle beraberim; işitirim, görürüm.

﴾Taha, 43,44,45,46﴿

Davet dilini ve üslubunu Allah Azze ve Celle’nin rızası ve hükmü doğrultusunda yumuşatan, hikmetle kuşatıp, donatan davetçinin yar ve yardımcısı daima Allah’tır.

Her daim onunladır, sabır ve tahammülünün haykırışlarını işiten, buna rağmen yumuşak üslubunu bozmadan davet ve tebliğini Nebevi metotla yapan davetçinin korkudan, zilletten değil de, itaatten dolayı bu üslubu seçtiğini bilen ve gören de yine Allah Azze ve Celle’dir…

Ne mutlu davetinin dilini, Allah rızası için şekillendirene ve terbiye edene…

 

 

 

The post Dili Davet Dairesinde Hikmet ve Güzel Öğüt Ekseninde Döndürmek first appeared on İNZAR DERGİSİ.