Celâl ve İkram Sahibi

Sonsuz kemal sıfatların sahibi Celîl olan Allah’a hamd; varlıklar arasında en üstün mertebede olan Rasulü Zişan’a salât ve selam olsun… Çocuğun gözünde babası, öğrencinin gözünde öğretmeni, vatandaşın gözünde de devlet başkanı büyüktür. Hastalığın aciz bıraktığı babayı, sınıfa sözünü geçiremeyen öğretmeni, seçilemeyen devlet başkanını görene kadar sürer bu durum. Peki, hakikatte büyük kimdir ya da kime... The post Celâl ve İkram Sahibi first appeared on Nisanur Dergisi.

Celâl ve İkram Sahibi

Sonsuz kemal sıfatların sahibi Celîl olan Allah’a hamd; varlıklar arasında en üstün mertebede olan Rasulü Zişan’a salât ve selam olsun…

Çocuğun gözünde babası, öğrencinin gözünde öğretmeni, vatandaşın gözünde de devlet başkanı büyüktür. Hastalığın aciz bıraktığı babayı, sınıfa sözünü geçiremeyen öğretmeni, seçilemeyen devlet başkanını görene kadar sürer bu durum. Peki, hakikatte büyük kimdir ya da kime büyük denir? Büyüklüğün alameti nedir, ne ile ölçülür? Büyük denilenlerin taşıması gereken sıfatlar hangi nitelikte olmalıdır?

Hürmet, tazim ve saygı duyduğumuz büyüklük kavramı ve bunları taşıyanlara karşı hislerimizi hayal kırıklığına dönüştürmeyecek, bu duygumuzu gerçek manada doyuracak bir kaynak yok mudur? Bütün büyüklüklere ve büyüklere kaynaklık edenle, büyük zannettiklerimiz arasındaki farkı nasıl anlayabiliriz?

Bizden önce var olan, varlığı daimi olan; bizden sonra da var olacak olan sıfatların sahibi, hayranlık duymanın vesilesidir. Hayat sıfatı önceden de var olan, sürekli var olan, bizden sonra da var olacak olanı anlayabilmek için bize verilen hayat sıfatı ile karşılaştırmamız yerinde olacaktır. Hayy olan Allah (CC)’ın hayat sahibi oluşunun, bizdekinin aksine başlangıç ve bitişi yoktur.

Sıfatları, tüm varlık üzerinde birlikte icra edebileni fark etmek hayretin harekete geçmesini doğurur. Tüm varlığı aynı anda görmeyi, arkasını bile göremeyen insanoğlundan anlamasını beklemek beyhude bir çabadır. Basir olan Allah (CC)’ın görmesi, bizdekinin aksine aynı anda tüm varlığı kuşatmıştır.

Sıfatlarını engelleyecek ya da zayıflatacak başka birinin ya da sıfatın olmaması, kişide haşyet duygusunun uyanmasıyla neticelenir. Kolunu kaldırabilmesi için sağlıklı olma şartıyla sınırlanmış olanın; kudretini engelleyecek, sınırlayacak başka bir kudret olmayanı, olamayacak olanı tam anlamıyla anlamaması beklenen bir durumdur. Kadir olan Allah (CC)’ın, bizdekinin aksine istediğini yapmasını engelleyecek, azaltacak hiçbir güç yoktur.

Sıfatlarının sonsuz olması, eksilme ya da azalma olmaması, kulun sahip olduğu benlik dağlarının parçalanma sebebidir. Sahip olduğu azıcık bilgiyi bile koruyamayanın, eksiksiz ilmin sahibinin ilminde değişiklik olmamasını fehmedebilmesi zordur. Âlim olan Allah (CC)’ın, bizdekinin aksine ilminde artma ya da azalma olmaz, ilmi kemal noktasındadır.

Sıfatların tecellileriyle tüm varlığı kuşatmış olması hayret, haşyet, hayranlık gibi birçok deruni hissi harekete geçirir. Bir işitmenin kendini diğer bir işitmeden alıkoyduğu varlığın tüm işitmeleri aynı anda yapanı anlaması kolay olmayacaktır. Sem’i olan Allah (CC)’ın işitmesi, bizdekinin aksine tüm varlıkta geçerli olup işitmediği tek bir ses yoktur.

Kâinatı, olayları, esmayı okumakta kullanılan akıl, kalp, his sonradan yaratıldığından mahlûktur, cüz’idir, sınırlıdır, bazı şartlara bağlıdır. Kuyumcu terazisiyle heybetli dağları tartamayacağı gibi Celîl olan Allah (CC)’ın azamet ve haşmetini tam olarak anlayamaz, kuşatıp idrak edemez. Bu durumda kuldan beklenen, kendisindeki ölçücükleri kullanarak hakikate doğru bir yol tutturmasıdır.

Unuttukları onu, unutmayan Âlim’e; yorgunlukları onu, yorulmayan Kadir’e; azalan malı onu, hazineleri tükenmeyen Zengin’e; sözünün geçmediği ortamlar onu, emir ve fermanı her yerde yürüyen Hükümdar’a; ailesiyle paylaştığı evi onu, ortağı olmayan Malik’e; her an ihtiyaç halinde oluşu onu, veziri bulunmayan Melik’e götürür. Noksanlıklarından yola çıkarak kemal olana ulaşır. Rükû ile aczini itiraf edip hayret, haşyet ve lezzetle secdeye kapanır.

Kudreti aczden, hikmeti gayesizlikten, adaleti zulümden, malikiyeti ortaktan, hâkimiyeti zaaftan uzak El-Celîl olan değil midir? Her bir sıfatı eksiksiz güzelliğiyle bütün varlıkları kaplayan başka biri var mıdır? Mahlûkatına emaneten verdiği, birkaç büyüklük sıfatını taşıyanlara karşı hissettiklerimizin çok daha fazlasını hak etmez mi El-Celîl?

Sosyal medya hesaplarında ve durumlarda paylaşılma rekorları kıran kar videoları ve fotoğraflarının bize okuttukları ne de değerlidir. Kâinat kitabının kış sayfasını çeviren Rabbul âlemin, her bir kar tanesinde cemalini, arzı kaplayan kar ile de celalini göstermektedir. Dağları kaplayan karlar ile haşmetini, tek bir kar tanesinde ise göz kamaştıran güzelliği ile hayranlığımızı harekete geçirip celal içinde cemalini gösterir okumayı bilenlere.

Yaratan, yaşatan, idare eden kim ise hükmedecek, emir ve yasakları belirleyecek, kendisine itaat edilecek olan da o değil midir? Kendisine iyiliği dokunanı göz ardı edeni nankörlükle suçlayan bizlerin içine düştüğümüz duruma ne demeli? Nankörlük fiili bize karşı yapıldığında tepkimiz ne olurdu?

Sevgiye layık olan, emirleri her şeyin, her hatırın, her arzu ve hevesin üstünde tutulacak tek varlık El-Celîl olan Allah (CC)’tır. Her hayrın, güzelliğin, noksansız sıfatların sahibinin Allah (CC) olduğunu bilen insanın ruhu, fikri, kalbi tamamen O’nunla, O’nun sevgisiyle, sevgisini kaybetme korkusuyla dolar ve ardından âlemler için rahmet olan bu insan imar faaliyetlerini, halifelik görevini itinayla yerine getirir. “Celâl ve ikram sahibi Rabbinin ismi ne yücedir.” (Rahman, 78) ayetinin sırrına erer ve ikram sahibi Rabbi tarafından yüceltilir.

Denizin fırtınasında, yerin zelzelesinde Celîl ismini okuyarak; yerin ve göğün zikrettiği bu esmayı tefekkür etmenin sonucunda, tüm mahlûkatın tam bir dikkatle vazifesini yaptığını, zerrece haddi aşmadıklarını, emirlere büyük bir heybetle itaat ettiklerini gördüğünde içten gelen bir iştiyakla bu koroya katılır.

Celalet ve ululuk sahibi Rabbine imanla kendini nispet ederek şereflenir, emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınır. “Heybeti akılları dehşette bırakan, sıfatları noksansız olan El-Celîl olanın kuluyum” der. Rabbinin, üzerindeki mührünü görünür hale getiren davranışlar sergiler.

“Aziz ve Celîl olan Allah (CC)’ın, kullarına gönderdiği iki elçisi vardır. Biri içimizdeki elçidir ki; bu akıldır, diğeri de dışımızdaki elçi yani Peygamberdir. Hiç kimse içindeki elçiden yararlanma işini öne almadıkça dışındaki elçiden yararlanamaz. Şu halde akıl, Peygamber öğretisinin doğruluğunu öğretir.  Sonuç olarak akıl yönetici, din yol göstericidir. Akıl olmazsa din varlığını koruyamaz, din olmayınca da akıl yolunu şaşırır. Yüce Allah (CC)’ın buyurduğu gibi “ikisinin birleşmesi ışık üstüne ışıktır.” (Nur, 35) demekle Ragıp el-İsfahani, Celâl olanın ikram sahibi de olduğunu göstermekte şuur sahiplerine.

Ey celâli zatında olup başkasına muhtaç olmayan, noksansız sıfatların sahibi Celîl! Herkesin mal, mevki, makam, çocuk gibi oyalanmalarla giriştiği büyüklük yarışında bize yakınlığını lütfet. Sahte büyüklerin ve büyüklüklerin dünyasından hakikate ulaşmayı ikram et. (Âmin.)

Gülfer Ekmen  | Nisanur Dergisi | Mart 2021 | 112. Sayı

The post Celâl ve İkram Sahibi first appeared on Nisanur Dergisi.