Bireysel değil toplumsal hareket etmeliyiz

Bireysel değil toplumsal hareket etmeliyiz

Bireysel Değil, Toplumsal Hareket Etmeliyiz.     

     Bireysellik anlayışı herkesi kendi emelleri ve egosu doğrultusunda kullanmak ister. Böyle olunca birlikte yaşama anlayışı ortadan kalkar. Ben, benlik ve üstünlük devreye girer ve yeryüzü kimisine dar gelir, kimisine de zevku sefa mekanı olur. Bundan böyle huzursuzluk, kırgınlık, haksızlık, çatışma ve adaletsizlik baş gösterir ve yaşamın dengesi bozulur.

     Bugün gerek Devletler olsun, gerekse ırklar olsun, gerekse aşiretler ve aileler olsun, aralarındaki savaş, kargaşalar ve birbirlerine üstünlük sağlamak için acımasızca birbirlerini imha etme anlayışı devreye giriyor. Bugün güç ve imkan sahibi olan Emperyal Devletler, diğer 3. Dünya ülkelerini ezip biz zaten kendimize çalışıyoruz, sizlerde bize çalışın diyorlar. Ya da ülkenizde bulunan kaynakları biz işletelim sizde yanımızda işçi olarak çalışmak zorundasınız. Deyip bu sömürü zihniyeti yüzyıllardır devam ediyor. Hakeza ırklar arasında da bu sömürü devam ediyor. Güçlü Nüfus sahibi ırklar veya aşiretler kendilerinden güç ve imkan bakımından zayıf olan diğer aşiretlere ben anlayışı ile hakim olmaya çalışıyorlar.

     Gayrı Müslümler bu cefayı Müslümanlara reva görüyorlarsa fazla yadırgamayız. Çünkü 1990 yılında İngiliz eski Başbakanlarından Margret THATCHER 1990 yılında İskoçya da yapılan NATO toplantısında; “Sovyetler Birliği yıkılmıştır. Karşımızda düşman kalmamıştır. Ama düşmansız bir ideoloji yaşayamaz. Yeni bir düşman bulmamız lazım. Düşman aramaya ise gerek yok; yeni düşmanımız İslam dır.” Deyip İslam’a karşı yeni stratejileri belirliyorlar ve Avrupa, Amerika İslam’ı birinci düşman olarak görüyor. Halada bu strateji davam ediyor. Buna rağmen Umutlarını Avrupa ve Amerikalılara bağlayan İslam dan bihaber olan bu zatların kötü bir akıbete uğrayacakları yakındır İnşaAllah.

     Ama cefayı müslüman müslümana reva görüyorsa hem inancımız bu anlayışı reddediyor. Aynı zamanda enerjimizi heba etmiş oluyoruz. Müslümanlar arasındaki bu gayri İslami anlayış terk edilmediği müddetçe İslam aleminde huzur sağlanamaz. Oysa ben yerine bizler desek ve paylaşımı esas alırsak rotasını bulmuş Gemi gibi yolumuza devam eder gideriz. 

     İslam da ben anlayışı yoktur. Biz anlayışı vardır. Peygamber a.s “ Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bir kişi hayırdan kendisi için istediğini, Müslüman kardeşi için de istemedikçe kamil manada iman etmiş olmaz” diyor. Peygamber a.s mın bu hadisi bireysel değil toplumsal düşünceyi bize anlatıyor. Kendisi için istediğini arkadaşı için de istemeli anlayışını bize telkin ediyor. Şayet bu anlayışa sahip değilsek iman etmiş sayılmayız. Bununla beraber Müslüman Müslümanın hayrını istemese mutlu olması mümkün değildir. Kürtçe de şöyle bir söz vardır. “ Ji hevalê xwere kerê bixaze da ku xweda Hêstırê bide te” (yani arkadaşın için Eşek iste ki Allah sana katır versin) arkadaşın için istemediğin müddetçe Allah sana vermez.

     Bugün küfrün İslam’a saldırması ve düşman görmesi Avrupalı lar, özellikle Fransa gibi ülkeler kendi ülkelerinde İslam’ı yasaklıyorlar. İslam dan korktukları için İslam’a hücum ediyorlar ve İslam’ın yayılmasını engelliyorlar. Çünkü gerek dini açıdan ve gerekse kapitalist anlayışları ile insanlığın maneviyatını tatmin etmediklerinden dolayı çer çöp gibi dağılacaklarını biliyorlar. 

     Üzülmeden, bıkmadan, usanmadan ve gevşemeden inancımıza, İslam’a sımsıkı sarıldıkça akıbet bizim olacaktır.

     Allah’a emanet olun. 

 Faruk ER