ANAYASA VE GELECEĞİMİZ OLAN AİLEMİZ

ANAYASA VE GELECEĞİMİZ OLAN AİLEMİZ

Bugün birçok ülke, Avrupa hayat şartlarına ve yaşam tarzına ulaşmak için çaba sarf etmektedir .Bu ülkelerden birisi de türkiye'dir. Mustafa Kemal'in Uygar medeniyetler seviyesine çıkma hayalini şiar edinen Türkiye'deki hükümetler ,Avrupa Birliğin'e girmek için yıllarca çaba sarf ettiler.Çabalamaya da devam ediyorlar .Ancak Avrupa Birliği bir hıristiyan klübü olduğundan devamlı oyalama taktiklerini uygulamış ,sürekli topu taca atmıştır .Avrupa Birliği'ne uyum yasaları adı altında halkımızın inanç, gelenek ve göreneklerine aykırı birçok yasayı hükümetlere dayatmış ve birçoğu kabul edilmiştir .Gelin görün ki buna rağmen Türkiye'nin Avrupa birliğine girişi kabul görmemiş,kabül görecek gibi de değildir. Ekonomik olarak artıları olan Avrupa Birliği'nin manevi yönden hiçbir faydası yoktur .Bugün Avrupa Birliği ülkeleri bir çöküşün içerisindedirler. Toplumların temel taşı olan ailenin Avrupa'daki durumu bizlere bunun bir ispatıdır. İnanç olarak laisizm yani laiklik,ekonomik olarak da  kapitalizma dayanan Batı toplumunda aile kavramı hızla çökmektedir boşanma oranları hızla artarken evlilik dışı ilişkiler çoğalmakta yeni doğan çocuk sayısı azalmaktadır. Doğan her iki çocuktan biri evlilik dışı ilişkilerden doğmaktadır. İnsanlar çocuk sahibi yerine kedi köpekleri evlatlık edinir gibi sahiplenmektedirler. Aile yapısının bu hale gelmesi kısa bir süre de olan bir şey değildir.Bireysel özgürlük sınır tanımayan serbestlik anlayışı,dinden uzaklaşma, homoseksüelliğin normal görülmesi çöküşe neden olurken, aile yapısını kurtarmak için uygulamaya konulan yasalar bir fayda sağlamamıştır. Avrupa Birliği istatistik ofisinin yayımladığı  verilere göre Avrupa ülkelerinde 1964 yılında 3,3 milyon evlilik, 2014 yılında 2,1 milyon evlilik gerçekleşmiş her 100 evlilikten onu boşanma ile sonuçlanmıştır. Günümüzde ise bu rakam yüzde elliye çıkmıştır doğan her 100 çocuktan kırkı gayrimeşru ilişkidendir. Bu tehlikenin farkına varan batılı ülkeler ailenin ortadan kaldırılmasını önlemek için çözümler aramaya başlamışlardır,bunun içinde aileyi korumayı teşvik eden yasalar çıkarmaya devam etmekte olup parasal yönden de desteklerini sürdürdükleri halde yinede bu çöküşün önüne geçilememiştir. Uyuşturucu kullanımını yasal hale getirilmesi toplumun daha da yozlaşmasını hızlandırmıştır. Sonuç  olarak yaşlı nüfusun çoğalması genç nüfusun azalması kısacası Batı toplumunun yok oluş süreci hızlanmaktadır. Bütün bunlar ortadayken Türkiye'de uygulanan bazı yasalar halkın tepkisine rağmen uygulanmaktadır. Bazı sivil kuruluşlar da bu değirmenin çarkına su taşımaktadırlar.İstanbul sözleşmesi bunların başında yer alırken zina suç sayılmamaktadır. Kadının beyanı esas alınarak  erkekleri evden uzaklaştırmak ve bu konudaki arabuluculuk yapmak da suç sayılmaktadır. Dinimize töremizde gelenek ve göreneklerimize aykırı olan uygulamalar aile yapımızı günden güne yok etmektedir. Bununla beraber aile içi çatışma boşanma kadın cinayetleri ve sokaklara terkedilen yeni doğmuş bebeklerin sayısı günden güne artmaktadır 18 yaşından önce  evlenen çiftler suçlu kabul edilmekte erkekler cezaevlerinde Ömür tüketirken,eşleri ve çocukları ile beraber yetim hayatı sürdürmek zorunda kalıyorlar. Her gün birileriyle yatıp kalkanların yaptığı çirkeflik çağdaşlık ve özgürlük olarak kabul edilirken evlilik çağına gelen gençlerin karşılıklı rıza'yla evlenmeleri suç olarak kabul edilmektedir. Yeni bir anayasa yapma konusunun gündemde olduğu şu günlerde çatışmalara bölünmelere ve kutuplaşmalara zemin hazırlayan askeri darbe ürünü olan mevcut anayasanın yerine halkımızın birliğini huzurunu ve geleceğini teminat altına alabilecek inancımıza gelenek ve göreneklerimize aykırı olmayan bir anayasa yapılmalıdır. Bunun içinde ideolojik ve siyasi çıkarlar bir yana bırakılmalı dır. Şunu unutmayalım ki yasaların ithal olduğu bir ülkede yasalara bağlı her faaliyet ve ihtiyaç da ithal olur. Halkımız milli ve yerli bir anayasaya kavuşacak mı bekleyip göreceğiz selam ve dua ile 

Seyfettin Ağırman