Amerika Ortadoğu’yu Boşaltır mı? Ortadoğu Amerikasız Günlere Hazır mı?

Amerika’nın bir zamanlar Afganistan özel temsilcisi, başka bir deyişle sömürge valisi Zalmay Halilzad, Afganistan’dan çekilme şekliyle ilgili olarak verdiği bir röportajda, “Afganistan’dan çıkışımız, Sovyetler’in çekilmesinden daha kötüydü” diyerek “Süper güç” konumundaki ülkesinin düştüğü duruma parmak basmaktaydı. Amerika’nın Afganistan’dan çıkış şekli aslında sadece “mağlubiyet” ya da “rezillik” kavramlarıyla izah edilemezdi. Dünyaya nizamat veren bir süper güç için küresel otoritede belirgin ve devamı gelecek olan bir kırılma noktasına da işaret etmekteydi. Elbette ki dünya, örneğin meşhur 11... The post Amerika Ortadoğu’yu Boşaltır mı? Ortadoğu Amerikasız Günlere Hazır mı? first appeared on İNZAR DERGİSİ.

Amerika’nın bir zamanlar Afganistan özel temsilcisi, başka bir deyişle sömürge valisi Zalmay Halilzad, Afganistan’dan çekilme şekliyle ilgili olarak verdiği bir röportajda, “Afganistan’dan çıkışımız, Sovyetler’in çekilmesinden daha kötüydü” diyerek “Süper güç” konumundaki ülkesinin düştüğü duruma parmak basmaktaydı.

Amerika’nın Afganistan’dan çıkış şekli aslında sadece “mağlubiyet” ya da “rezillik” kavramlarıyla izah edilemezdi. Dünyaya nizamat veren bir süper güç için küresel otoritede belirgin ve devamı gelecek olan bir kırılma noktasına da işaret etmekteydi.

Elbette ki dünya, örneğin meşhur 11 Eylül hadisesinin yaşandığı yirmi yıllık zamana göre çok değişti. Küresel ve bölgesel stratejiler değişti, jeopolitik öncelikler değişti, tehdit unsurları değişti ya da çeşitlendi, buna bağlı olarak tehdit algılamaları değişti, üzerinde büyük kavgaların yaşandığı enerji kaynakları değişime uğrayıp çeşitlendi.

Yine 11 Eylül’ü baz alırsak, o günden bugüne Amerika’ya has bir sıfat olarak kullanılan “Küresel aktör” kavramı da önemli oranda hasara uğradı. Üzerinde küresel denklemlerin bina edildiği “Ortadoğu coğrafyası” önem sıralamasında liste başı olmaktan çıktı. Asya Pasifik bölgesi, çeşitli nedenlerle listenin başına yerleşti.

Amerika’nın küresel güç – küresel düzen bağlamındaki konumu, tam da “Dünyayı işgale yeltenirken” kudsanan “Demir yumruk” politikasının hemen akabinde darbe almaya, kan kaybetmeye başladı.

Tabii ki Amerika halen yıkılmış değil. Ölümcül askeri gücü, sarsılmalar gösterse de devasa ekonomisi ve küresel ekonomik sistem üzerindeki baskıcı etkisi, teknolojisi, küresel planda askeri müdahale kabiliyetiyle halen belirleyici etkisi olan bir aktör. Sarsılmalar ve değişen jeopolitik durum, eski Amerikan alışkanlıklarıyla karşılaştırıldığında dünyanın her noktasına koşup müdahale edecek bir profil çizmek yerine “Kendi önceliklerine” önem vermeye başlayan yeni bir Amerikan imajı ile karşılaşmak mümkündür.

İkinci dünya savaşından bu yana İslam coğrafyasının başına bela olan, karabasan gibi çöken Amerika, sebebi ne olursa olsun Afganistan’dan çekilmekle yeni bir sürece kapı aralamıştır. Çekilme şekli ve “Kendi gerekçeleri”nin bir anlamda “Domino etkisi” oluşturması da beklenmektedir. Bu kapsamda gözlerin çevrildiği en önemli nokta ise hiç kuşkusuz Ortadoğu denen coğrafyadır. Siyonist bela hamiliği olmasaydı belki de Amerika-Ortadoğu ilişkisi bugün itibariyle çok farklı ebatlara taşınmış da olabilirdi.

Çekilme şekli itibariyle “Amerika neden bir anda Afganistan’dan çekildi?” sorusunun ortak kabul gören bir cevabı henüz bulunmuş değil. Biraz başarısızlık ve mağlubiyet, Taliban’ın zaferi ya da yeni güç konumlaması bağlamında bölgeyi terk edip Çin’i çevreleme stratejisine yoğunlaşması, öte yandan Biden yönetiminin işgal sürecini netice itibariyle ticari zemine çekerek kar zarar denklemiyle izahat getirmeye çalışması gibi çok farklı cevaplar var. Aslına bakılırsa her cevabın kendi içerisinde bir tutarlılık düzeyi de yok değil. Ancak mezkur çekilme şekli en başta kendi yerleşik türedileri anlamlandırmakta zorluk yaşadılar. Bağışıklık sistemleri Amerikan hayranlığına / mandacılığına ayarlı bu türedi kesimlerin Taliban-Şeriat ilişkisi üzerinden şarlatanlığa başvurmaları da, çekilme şeklinin mahdumların yüreğine indirdiği ızdırabı dindirme çabasının ürünü olarak dikkat çekmekteydi.

Yeni Amerikan manevralara çeşitli değerlendirmelere konu olmayı sürdürse de şu gerçeklik artık tartışma konusu olmaktan çıkmıştır. Obama döneminden beri tehdit algılamaları değişti, jeopolotik öncelik Ortadoğu’dan Asya Pasifik bölgesine kaymaya başladı. Haliyle askeri manevralar, ekonomik hamleler belirlenen yeni jeopolitiğe göre şekillenmeye başladı. Trump iktidarı belirginleşen yeni strateji açısından “Reklam arası” işlevi gördüyse de Biden yönetimiyle beraber film kaldığı yerden devam ediyor.

Bu noktada iki önemli noktaya dikkat kesilmek gerek.

Birincisi; Çin’i çevreleme bağlamında civar ülkeler ve Pasifik bölgesinde yaşanan ve yaşanacak her olayın mutlak surette yeni Amerikan stratejisiyle bir ilişkisi vardır. Yoksa da bu ilişki zeminine çekilir.

İkincisi; Güç kaydırma politikası nedeniyle Ortadoğu bölgesinde belirgin bir Amerikan boşluğunun oluşacağı gerçeğinden hareketle bölgesel bazda oluşacak fırsat ve risklerin bölge ülkelerince ne şekilde değerlendirileceğidir.

Geçen haftalarda ABD Dışişleri ve Savunma Bakanları bölgeyi turladıkları esnada Abu Dabi Veliahd Prensi eski danışmalarından birinden dikkat çekici bir açıklama geldi. Eski danışmana göre Amerika artık Körfez rejimlerini himaye etmeyecek, petrol için herhangi bir savaşa girmeyecektir. Amerikalı bakanların bu mesajlarla bölgeye geldiklerini aktaran eski danışman, “Körfez’deki Arap ülkeleri şu an Amerika sonrası Körfez aşamasına nasıl uyum sağlayacakları konusunda bir yol ayrımında bulunuyor” diyerek yeni fiili duruma dikkat çekti.

Bilindiği üzere Amerika, petrol-para karşılığı Körfezdeki Arap rejimlerinin bir nevi hamiliğini yapmaktaydı. Körfez rejimlerinin otoriter iktidarlarının bunca zaman sürmesinin altında yatan temel neden de Amerikan korumacılığıydı. Bir tür para-petrol karşılığı otorite güvencesi üzerine inşa edilmiş bir sistem devredeydi. Körfez – Ortadoğu denklemini ikinci plana atma girişimleri Obama döneminde start almıştı. Bu dönemde Arap ekseni ve israil’in tüm karşı çabalarına rağmen İran’la yapılan nükleer anlaşma, klasik müttefiklerini yalnız bırakma politikasının sembolü niteliğindeydi. Reklam arası olarak devreye giren Trump sürece ara verirken, Arap rejimleri de Amerika’yı tüm ihtişamıyla bölgede tutmak için tüm imkanlarını seferber etmekten geri durmadılar. Trump’un “Para gönder” talepleri anında karşılanırken, Amerika’nın bölgedeki askeri harcamalarını üstlenmek de bu dönemde Körfez sermayesine nasip oldu. İsrail’i meşrulaştırma çabaları, Kudüs’ün Siyonist başkenti olarak açıklanmasına karşı gözlemlenen Arap tepkisizliği gibi olağanüstü tavizler, sadece Amerika’yı bölgede tutma çabaları içindi.

Ancak Trump gitti, reklam arası bitti. İran’la yeniden nükleer anlaşma müzakereleri yürütülüyor. Afganistan’dan çekilen Amerika, benzer bir çekilme anlaşmasını Irak hükümetiyle de imzaladı. Buna göre Irak’tan çekilme dayatmasına fazla direnemeyen Amerika, yıl sonuna kadar muharip unsurlarını Irak’tan çekmiş olacak. Sırada ise Suriye’deki Amerikan askeri varlığı var.

Ama asıl önemli adım, Suudi cephesinde gerçekleşti. Hem de sessiz sedasız…

2019’da Yemen Ensarullahı’nın balistik füze ve kamikaze dronlarının saldırısına uğrayıp ağır hasar gören Suudi ARAMCO tesisleri için kıyametler koparan Trump yönetimi, tesisleri korumak adına hassas savunma sistemleri kurmuş, ek askeri personel takviyesinde bulunmuştu. Ancak Biden yönetimi sessiz sedasız tesisleri korumak için kurulan hassas savunma sistemlerini söküp geri götürdü. Bu adım belki de Suudi yönetimine atılmış ilk ciddi gol niteliğindeydi. İkinci bir gol de 11 Eylül saldırısına ait gizli belgelerin açıklanmaya başlanmasıydı. Daha önce Suudi yönetimi üzerinde kılıç gibi sallandırılan gizli belgeler, bir ara Amerika’da önemli tartışmalara sebep olmuştu. Yayınlanan belgelere göre saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen iki kişi Suudi vatandaşıydı ve bu kişiler saldırı öncesinde Amerika’daki Suudi diplomatik misyonundan hatırı sayılır destekler görmüştü. Bu durumda Suudi’ye dönük ölenlerin aileleri tarafından tazminat davalarının açılması ve “Teröre destekten” dolayı Amerikan müeyyidelerine maruz kalması kaçınılmaz olacaktır. Tabi bu belgeler yeni bir şantaj için enstrüman olarak kullanılmayacaksa.

Amerika’nın bölgedeki askeri varlığını seyreltmesinin en önemli nedeni Çin’i çevreleme stratejisi olarak görülürken, enerji alanında yaşanan değişim ve oluşan kaynak çeşitliliği, petrol bağımlılığını önemli oranda azalttı. Bu da Körfez rejimlerinin Amerika açısından hisse değerlerinin çakılmasının ikinci nedeni olarak öne çıktı. Amerika artık yaşanan lokal gerginlikleri bahane ederek savaş filolarını, nükleer denizaltılarını Körfez’e yönlendirmiyor. Tam tersine var olanları da Çin rotasına yönlendiriyor. Bu da Arap rejimlerini umutsuzluğa sevk eden bir başka faktöre dönüşüyor.

İleriki zamanlarda bölgesel denklem nasıl bir şekil alacak bilinmez. Ancak Amerikan işgal gücünün bölgeyi önemli oranda terk etmeye başlaması, bölge için yeni fırsatlar da sunuyor. Süregelen bölge içi gerginlik, kışkırtma ve çatışmalara varan alışılmış uygulamalar, iç düşmanlıklar önemli ölçüde Amerika’nın dayatmacı politikalarının sonucuydu. Varlıklarını, iktidar ve ihtişamlarını Amerikan gücüne endeksleyen bölge ülkeleri eski alışkanlıklarından vazgeçip Amerikasız yeni sürece adapte olabilirlerse, daha barışçıl, daha yaşanılabilir bir Ortadoğu hayaline kapı aralanabilir.

 

The post Amerika Ortadoğu’yu Boşaltır mı? Ortadoğu Amerikasız Günlere Hazır mı? first appeared on İNZAR DERGİSİ.